YALIKAVAK DAZLAKTEPE

 

Proje Yeri:                        Bodrum

Proje Tipi:                        Konut

İşveren:                             Maryapı

Proje Tarihi:                    2014

İnşaat Alanı:                   1400m ²

Ekip:

Ömer Selçuk Baz, Ece Özdür, Elif Tuğçe Sarıhan, Lebriz  Atan, Tuğgen Kukul, Ege Battal, Tamer Aksu, İpek Palalı, Cihan     Pocan

 

G-rock Yalıkavak , Bodrumun Yalıkavak bölgesinde 70m rakımlı bir tepede yer alıyor.

‘Sonsuz Ege manzarasının hakimiyetinde bir tepeye nasıl yapı yapılır?’ sorusu tasarım en önemli konusu.

Tepenin doğal örtüsüne uyumlu, büyük ölçüde tepenin içine ve eğime oturan konutlardan oluşan tasarım, tek ev ve daha küçük üniteli rezidanslardan oluşuyor.

Akıp giden tepe peyzajı, tepenin eğimine saplanan teraslarla birleşiyor. Konutların gömülen ve açığa çıkan bölümlerinin tektoniği yapıların temel dilini oluşturuyor. Sert kayanın içine yerleşen bölümlerde daha karanlık, ve yığma taş duvarlar kullanılırken, dışarıya açılan bölümler beyaz, cam ve çelik olarak şekilleniyor.

Yapılar inşa edildiklerinde nispeten yoğun kullanıma rağmen topografyaya kamufle olmuş, doğal peyzajın içinde eriyen, onun devamı gibi davranan, insan eliyle üretilmiş bir çeşit peyzaj olabileceğini düşünüyoruz.

 

 

2. Ödül, Gülsuyu Cemevi Ulusal Mimari Proje Yarışması

Müellif
Ömer Selçuk BAZ
,Mimar (Ekip Başı)
Ece ÖZDÜR,
Mimar

Yardımcılar
Mustafa Ege BATTAL, 
Mimar
Elif Tuğçe SARIHAN, 
Mimar
Cihan POÇAN, 
Sanatçı
Berna ÇELEBİ, 
Grafik Tasarımcı
Ece KONUK, 
Öğrenci
Merve KAVAS, 
Öğrenci

Danışman
Cenk KURTEL, İnşaat Mühendisi
Mehmet YILMAZ, Makine Mühendisi
Kemal OVACIK, Elektrik Mühendisi
Okan BAL, Şehir Plancısı

Maket
Murat Küçük
Mustafa Hacıfazlıoğlu

Mimari rapora ve projenin gelişim sürecine buradan ulaşabilirsiniz;

http://issuu.com/yalinmimarlik/docs/gulsuyu_cemevi 
www.yalin-mimarlik.com

Bir Mahalle, Bir Topluluk, Bir Cemiyet

PROJE RAPORU

Tasarım problemi oldukça karmaşık verilerin bir araya gelmesinden oluşuyor. Bir tarafta yüzlerce yıldır kapalı kapılar ardında inancını yaşamaya zorlanmış bir topluluğun günümüz koşullarındaki durumu, onun ihtiyacı olan mekanların teşkil edilmesi sorunu, öte yandan mimarlığın yer ile kuracağı ilişkilere odaklanma… Bunların yanında proje alanı olarak verilen arazinin bulunduğu sosyal çevre, kentsel kurgu ve eşikler. Mevcutta üretilmiş bir yapı ve onun verileri, onun üretimi için çaba sarf etmiş topluluğun psikolojisi. Yeniden kullanma ya da yeniden yapma… Kısaca mevcut bir bina, bir mahalle ve bir cemaat. Tüm bu veriler ve daha fazlası zaten tek başına yeterince karmaşık olan tasarım problemini içinden çıkılması oldukça zor bir noktaya taşıyor. Bu süreci ve yarışma ile birlikte ekip olarak düşündüklerimizi aktardığımız akış metnini, jüri ile süreç diyaloğu kuracak bir araç olarak görüyoruz. Bu metinle birlikte kendi başımıza yürüttüğümüz tartışma, ikilem ve kararlardan oluşan dünyayı daha görünür hale getirmeye çalışacağız. Hepsinden daha önemlisi bu yarışmaya bir öneri yollayarak görmezden gelinen Alevi toplumuna karşı sorumluluğumuzu bir miktar yerine getirmiş olduğumuzu düşünüyoruz.

1- Alevi İnancı üzerine

Bu metinde, Alevi inancı, onun tarihsel süreci ve uzantıları üzerine detaylı aktarmalarda bulunamayacağız. Bundan daha çok bu inancın bir yandan bizim için kavraması kolay olmayan, öte yandan toplamda nispeten net bir algı kümesine tekabül eden dünyasını, mimarlık ve onun yan araçları ile nasıl temsil edilebilir sorusu üzerine yoğunlaşacağız. Mimarlık, bir hissin, ruh halinin, inancın, bir davranış ve kavrayış şeklinin maddeleşmiş cisimleşmiş halini mekan ile kurabilir mi? Kurabilirse bunu nasıl yapar? Tam bu zamanda, bu yerde, bu sosyal çevrede bu problem için üretilecek cevabın niteliği ne olmalı? Cevap bir tipoloji üretmeye mi odaklanmalı? Yüzyıllarca baskı altında kalmış olan gizli de olsa mekansal geleneğin ipuçlarını içinde taşıyan bu inancın bugünden başlayarak bir ibadet mekanı tipolojisi oluşturulma adımları atılabilir mi, atmalı mı? Açıkçası tek başına bu tasarım problemi üzerinden tüm soruların cevaplarını beklemek haksızlık olur. Ekip olarak, mekansal gelenek, tipoloji gibi soruların, kavramların zaman içinde kendilerine bir cevap bulabileceklerini düşünüyoruz. Bu anlamda tasarlama girişimimiz bir tipoloji üretiminin ilk adımı motivasyonunu taşımıyor.

2- Kentsel Ölçek

Alan ve yakın çevresine biraz uzaktan baktığımızda D-100 karayolu bağlantısı ile temelde 2 parçaya bölünmüş olarak görüyoruz. Deniz ve sahil hattı, bu hat ile D-100 arasında kalan yerleşimler, D-100 boyunca irili ufaklı ortaya çıkmış çeşitli orta-büyük ölçekli yapı serileri ve D100 ün üzerinde kalan mahalleler. Bu mahalleler de kuzey yönünde orman ve yeşil alanlarla sınırlanıyorlar. Ayrıca bu bölgelerde kendi içlerinde kimi plan kararlarıyla kimisi kendiliğinden, Yapısal ve sosyal strüktürlerle ayrışıyorlar… Gülsuyu mahallesi de coğrafya, kent strüktürü, sosyal doku ve eşiklerle izlenebilen bir büyüklüğe sahip. Cemevi arazisinin batısından başlayıp kuzey-güney hattı boyunca devam eden çoğu kamunun elinde bulunan adalar bu anlamda tasarımın referanslarından birisi olabilir. Hali hazırda Cemevi arazisi mahallenin mezarlık ile sonlanan güney ucunda yer alıyor. Cemevi’nin de parçası olacağı ve bu dokunun batısında D100 karayoluna kadar uzayacak bir rekreasyon ve kamu yapıları sürekliliği alanın bütüncül bir kentsel tasarım ilkesi ile ele alınmasını sağlayabilir.

3- Mevcut Kaba Yapı

İlk bakışta ve sonraki etütlerde mevcut B.A konstrüksiyonun bu nitelikte bir Cemevi için çokta uygun olmadığını düşündük. Mevcut bir konstrüksiyonun değerlendirilmesi elbette önemli bir ekonomi yaratacaktır. Ancak konu Alevi inancının temsiline dair bir mekan üretmek olunca neredeyse bir apartman ölçülerinde üretilmiş bu kaba yapıyı kullanmanın, dönüştürmenin mümkün olamayacağı hâkim bir fikir oldu. Üstelik gerçekten tasarım süreci ile üretilecek nerdeyse ender ve ilk örneklerden birisinin daha hassas tasarım ilkeleri benimsemesi ve Alevilik üzerine bazı cümleler kurması gerektiğini düşünüyoruz. (Mevcut yapının dönüştürülmesi ile ilgili maliyet analizi için bkz. Mimari rapor bölüm 2 madde 8)

4- Gülsuyu Mahalle – Bir Yer

Kent hayatının ve üretimin hızı ile birlikte, gerçekten işleyen, insanların kendini ait hissedeceği mekânlar, gerçekten Bir ‘yer’ olabilecek mahalleler, Semtler, Muhitler üretemez olduk. Büyük ölçekte yaptığımız okumalarda, alanın kuzey ve kuzeydoğusunu saran ufak ölçekli farklı yapıların tepe boyunca yükselen siluetinin önemli olduğunu düşündük. Gülsuyu Mahallesinin Bir büyüklük ve ölçek referansı olarak neredeyse kendiliğinden oluşmuş gibi görünse de birçok yeni yerleşim karakterine göre daha insan odaklı kendine has kimliği olan bir ‘mahalle’ bir ‘YER’ tanımı ürettiğini düşünüyoruz. Cemevi’ni İstanbul’un farklı bölgelerinden Alevilerin de kullanacağını ancak bir şekilde bu mahallenin bu dokunun ayrılmaz bir parçası olmanın bu sosyal örüntü tarafından kabul görmenin çok önemli olduğunu görüyoruz.

5- Yakın Çevre-Kamusal Yeşil Alan Sürekliliği

Yine büyük ölçekte yaptığımız okumalarda, proje alanının bir eşik hattı üzerinde yer aldığını söyleyebiliriz. Gelecekte bu mahallede ve çevresindeki gelişmelerin bu eşik olma durumunu çok fazla değiştiremeyeceğini düşünüyoruz. Bu anlamda bu eşik hattı boyunca, kentsel ölçekte yapılacak bir grup müdahale bölgeyi çok daha yaşanabilir hale getirebilir(bkz. şema 1-2). Kuzey-Güney doğrultusunda yer yer kamusal yapılar ve park alanları ile çizilmiş bir hattın kenarında ona tutunan bir Cemevi fikri bu. Hep şikayet ettiğimiz kente dair söz söylemeyen, her biri bir yapı olarak kalan müdahaleler yerine bir bütünün parçası olabilecek tasarımlar üretebilir miyiz?

6- Alan ziyareti-Yer görme

Sürecin tam bu noktasında ‘Yer görme’ ye ekip olarak gittik. Eşik olma hali sınırlar ve mahalle ile ilgili algımızın doğru olduğunu yerinde de bir kez daha gördük. Ancak mevcut Cemevi’ni ziyaretimiz sırasında dernek yetkilileri ile yaptığımız sohbette ‘lütfen bu yapıyı yıkmayın’ denildi. Uzun yıllar büyük fedakarlıklarla toplanan paralarla ortaya çıkarılan kaba yapı buradaki insanlar için çok önemliydi. Mevcut yapının bir Cemevi olmaya uygun olmadığı argümanı ile ilgilenmediler. Fotoğraflarda gördüğümüz o aşırı büyük yapı, onlar için bir kaba yapıdan farklı anlamlar içeriyordu. Bu görüşmeden sonra bir süre mevcut yapı ile devam etmenin yollarını araştırdık. Alevi inancın bize göre doğru temsili ile orada bize yoğun duygular eşliğinde aktarılan süreç arasında sıkıştık kaldık.. Mahalle insanın uzun mücadelesi ve emeğinin bizi çok etkilemesine rağmen, temsil meselesinin bu kurguda sağlanamayacağını düşünüyoruz. Çok önemli olduğunu düşündüğümüz, Alevi inancına dair peşinde olduğumuz hissin bu iri strüktürün ne kendisi nede eksiltilip düzenlenecek versiyonu ile kurmanın mümkün olmadığı sonucuna tekrar vardık.

7- Mevcut Dönüştürülmüş Topografya

Mevcut yapıyı kullanamayacak olsak da, yapıyı üretmek için yapılan kazıyı kullanmak durumundayız. Topografyayı böylesine keskince yarmak ilk bakışta çokta tutunulacak bir durum değil gibi. Ama daha sonra yaptığımız etütlerde bu yarmanın genişletilerek yeniden değerlendirilmesinin ilginç sonuçlar getirebileceğini gördük.

TAM BURADA, BU ZAMANDA, BU YERDE NASIL BİR TASARIM?

TASARIM FİKRİ

Lafı da çok dolandırmadan tasarım fikri; mevcut yapının arazideki oyuğunun genişleterek, eğimde kazılmış, bir topografyaya ekilmiş bir bütünü kuran parçalar düzeni oluşturmak üzerine. Mahallenin ölçeğine, büyüklüğüne bir taraftan uyum sağlayan, bir taraftan gizlenen öte taraftan kendini eğime açan, sadece bu yer için tek defalık bir çözüm üretmek. Bunu yaparken yapay ve doğal peyzaj elemanları ile kuşatılan bir iç dünya ve buna uyumlu bir dış mekan kurabilmek.

1- Mevcut Topografya ve Çevre Doku Üzerine
Mevcut yapının üretim şeklinden kaynaklanan hafriyat üst ve alt kot ilişkileri tasarım için belirleyici. Teknik olarak yapılan kazının geri alınması mümkün değil, yeni yapılaşma bu kazıya göre şekillenecek. Bu kazı ve ona eklenecek yeni parçalar tasarımın temel kurgusunu oluşturdu. Öte yandan çevre Mahalle dokusu tasarım için önemli bir referans. Mevcut kaba yapının büyüklüğünün rahatsız edici etkisini gördükten sonra mahalle büyüklüğünün ve eğimin kazının verilerini bir araya getirmeye çalıştık.

2- Parçalardan Bir Bütün Kurmak
Bu irili ufaklı parçalardan oluşan çevrede parçalardan bir açık alan organizasyonu kurma fikrini çeşitli şekillerde sınadık. Parçaların hem kendi başlarına hem çevre dokuyla ilişkileri olabilmeliydi. Ancak esas kurgu bu parçaların ayrılamayacak şekilde bir bütünü kurma şekilleridir. Bütünden eksilerek, ya da parçalardan birleşerek tekrar tekrar TAM olmak…

3- Eğimden, Kazıdan Topografyadan Türeyen…
Bu parçalanma ya da bütünleme sürecinin ana motivasyonlarından birisi bulunduğu eğime, yola, coğrafyaya adapte oluş şekli. Sanki yokmuş gibi topografyaya gizlenmek değil! Hep varlığını hissettirmek, farklı gerilimlerde bazen topografyadan yavaşça yükselmek bazen açıkça ortaya çıkmak üzerine kurulu.. Sanki kocaman bir kaya kitlesinden kazınmış içindeki boşluktan türemiş, Antik dönemlerde masif taş bloklarla inşa edilmiş gibi…

4- Planimetri
Bu tepeden, topografyadan türeme fikri üzerinden oluşan plan, dolu boş, açık kapalı kurgusu da fikrin ayrılmaz parçası. Kapalı hacimler, istinat duvarları, açık ve yarı açık mekanlar bu plan dilinin üçüncü boyuttaki etkisini kuruyor. Yapıların dili de, tektonikleri de oldukça primitif. Tek başlarına özel değiller, bir araya gelişleri ve bütünde kurdukları dil, algı daha anlamlı. Bu anlamda tasarımda iç-dış ayrımından daha çok açık kapalı mekan ilişkileri üzerine duruldu.

5- Bir Avlu ve Yan Avlular
Bu plan dilinin ve topografya açmasının sonucu asal bir avlu oluşması. Bu avlu bilinçli olarak parçalanan yapılar gibi alt parçalara bölünüyor. Giriş bölümünde gerektiğinde yola kadar sarkacak bir parça ile başlıyor açık alan düzenlemesi. İçerde Cenaze evi ve aşevi ile birleşebilen bir kot düzenlemesi ile sürüyor avlu kurgusu. Ardından çok amaçlı salonlar ve Cem meydanına bağlanan avlularla ilişkileniyor. Bu parçalara ayrılmış ana açıklığın yanında farklı fonksiyon kümelerinin kendilerine ait arka bahçe olarak tanımlanabilecek avlucukları mevcut. Giriş avlusundan mezarlık duvarına kadar sarkan parçayı da açık alan düzenlemesinin bir parçası yapabiliriz, yol akmaya devam eder biz gerektiğinde yolu işgal ederiz!

6- Yarığın Üzerinde Bir Park ve Peyzaj Fikri
Topografyadaki bu sert açma sonucunda birisi üst kotta birisi alt kotta temel bir açık alan ilişkisi oluşuyor. Alt kottaki bölüm bir avlular dizisi olarak ele alınırken, üst kattaki parça mahallenin ortak kullanımına açık kotlara bölünmüş bir park ve seyir terası olarak ele alındı. Bu park ile başlayan ve yapıların kenarlarına daha sonra kendilerine sirayet eden bloklar, kotlar halindeki peyzaj fikri, yer yer sert zeminler, ağaç ve yer örtücü kümeleri olarak kurgulanabilir.

7- Alternatif Mekan Kullanım Senaryoları
Cenaze Evi, Aşevi ve Çok amaçlı salonlar için esnek, iç dış mekan kullanımları öneriyoruz. Cenaze ve Aşevi kendi önünde yer alan mekanın devamı şeklinde kurgulanabilecek bir açık alana sahip. Bu yoğun zamanlarda programın istila edebileceği açık alanı tanımlıyor. Üst kotta yer alan Çok amaçlı salon daha ufak parçalara bölünebiliyor ve yan hattı boyunca devam eden fuaye camları açıldığında tamamı avlu ile sürekli ilişkili mekanlar oluşuyor. (Maliyet analizi için bkz. Mimari rapor 2-8)

CEM MEYDANI

1- Giriş-Fikir
Cem meydanı, Cemevinin ibadet mekanı olarak yerleşimin merkezinde yer alıyor. Merkezinde yer alması mutlak bir simetri (hem fiziki hem de düşünce olarak) üzerinden okunmamalı. Cem meydanı ve yardımcı elemanları, parçaların bir araya gelerek oluşturmaya çalıştığı bir düzeni, bütünü organize eden asal bir parça olarak düşündük.

20*20 m ebatlarında ve 10 m yüksekliğindeki kare prizma Ahşap yapı-kasnak, çevresinde yer alan kampüsün diğer yapıları gibi irili ufaklı, farklı parçalardan oluşan bir baza’nın üzerinde yüzüyor. Parçalar bir yandan saçılmış, dağılmış gibi görünürken bir bütünü kurmak için dengeli şekilde bir amaç için bir araya toplanmış işlev parçaları aslında. Ahşap yapı bir yandan parçalara yaslanırken öte yandan tasarımın ana unsurlarından olan yükselen istinat duvarının kertmelerine tutunuyor, yaslanıyor.

Bu parçaların üzerinde yükselen Ahşap blok, tamamen lamine ahşap kirişlerden ve Masif kaplamalardan oluşan gerçek bir ahşap örtü-çatkı olarak mekanın çatısını, gökyüzüne doğru sınırlarını kuruyor.

2-Strüktür
Beton parçalı bloklar üzerine yerleştirilecek 100*80 ebatlarında lamine ahşap yatak kirişi ana taşıyıcı kiriş olarak çalışıyor daha sonra düşeyde ve yatayda bu kirişe bağlanan Lamine ahşap kiriş ve kolonlar mekanın sınırlarını oluşturuyor.

Cem meydanı içerden ise sadece içi boşaltılmış bir kare prizma gibi algılanmıyor. İç mekanda, kabuk taşıyıcı karkası ile entegre 90 ve 45 derece açılarla üst üste çatılmış lamine kirişler görünür oluyor. Böylece Anadolu’da yüzyıllarca yapılmış üretilmiş kırlangıç kubbe yapım sistemi ile hem imgesel hem de strüktürel bir bağ kurmaya çalışıyoruz.

3- Alevi İnancı ve Sayılar
Yapı üzerinde farklı yönlerden bakmaya ve algılamaya açık, bazıları gizli bazıları daha açık-seçik sayılar, inancın ezoterik dünyasına dair değinmeler kullandık, bunlar;

Kare prizma olarak ele alınan yapının 4 ana cephesi var, bu yönlerden 3’ü farklı cephelerden görünürlükleri olan yüzeylerken, istinat duvarına yaslanan parça daha gizli bir cephe olarak algılanıyor.

20m genişliğindeki dış cephe gövdesi 50 cm genişliğinde 40 adet ahşap panel ile örtülüyor.

Cem meydanı giriş seviyesinden itibaren 5 kot ile semah meydanına bağlanıyor.

Postun olduğu istinat cephesinde 1 tanesi merkezde ve geniş 2 tanesi farklı karakterlerde sağ ve sol yanda 3 adet blok gövde yükseliyor.
Ahşap kasnağı kuran, her katmanında 4 kiriş çatkısı yer alan toplam 12 adet Ahşap kiriş cem meydanını tanımlıyor ve çatıyı taşıyor.
12 adet kirişin üzerinde yer alan dairesel ışıklık ile zeminde yer alan Havz-ı Kevser mekan içindeki düşey aksı DAR’ı ( axis mundi) tanımlıyor.

4- Malzeme
Bir kayadan oyulmuş gibi, sanki hep oradaymış gibi tasarladığımız, mevcut oyuğu genişletip yerleştirdiğimiz parçaların bir bütünü kurması fikrine yasladığımız tasarım için bir de malzeme önerimiz var.

Aslında tüm yerleşimin monokrom örgütlenmesi ile uyumlu, bildiğimiz brüt beton ya da taş kaplama da olabilirdi malzeme… Bunların yerine 1960-1970’lerde farklı şekillerde denenen betonun kertilmesi, yüzeyinin dönüştürülmesi üzerinden üretilecek yeni malzeme öneriyoruz.

Beton içinde kullanılacak agregaların kısmen değişken renklerde ve büyüklüklerde seçildiği, pas payının 6-8 cm mertebelerinde bırakıldığı beton yüzeyde her yöne 3-4 cm kadar yapılacak bir kertme ve yüzey işlemi… Yüzey işlemi malzemeyi sabitlemek ve tozumayı engellemek, içindeki agrega ve taş dokusunu ortaya çıkarmak için kullanılabilir.

Bu işlem sonucunda yüzeyler, beton ile kaya arasında sürekli değişken gerilimlerde bir tekstür elde edebilecek. Bu dönüşüm yapı dilini, topografyadan türeme fikrini, bir doğa parçası üretme düşüncesini destekleyecek.

İzmir Bornova Belediyesi Hizmet Binası ve Çevresi Mimari Proje Yarışması’nda

3. Ödül alan proje;

 

Ömer Selçuk Baz , Mimar (Ekip temsilcisi)

Burçin Akcan Ünal, Mimar

Ece Özdür, Mimar

Elif Tuğçe Sarıhan, Mimar

Okan Bal, Şehir Plancısı

 

Yardımcı Ekip

Ege Battal, Mimar

Cihan Poçan, Grafik Tasarımcı

Berna Çelebi, Grafik Tasarımcı

Bengüsu İbiş, Mimarlık Öğrencisi

Merve Kavas, Mimarlık Öğrencisi

 

Danışmanlar

Ata Turak, Peyzaj Mimarı

Cenk Yoldaş, Yüksek Mimar

Mehmet Yılmaz, Makine Mühendisi

Kemal Ovacık, Elektrik Mühendisi

Cenk Kurtel, İnşaat Mühendisi

 

Mimari Maket

Murat Küçük

Mustafa Hacıfazlıoğlu

 

Mimari rapora ve projenin gelişim sürecine buradan ulaşabilirsiniz;

http://issuu.com/yalinmimarlik/docs/bornova_belediyesi_hizmet_binasi

www.yalin-mimarlik.com

 

MİMARİ RAPOR

 

1-Mevcut imar planı ve Türkiye’de kentleşmesinin genel durumu üzerine ..

 

Bu rapor elbette İzmir’in, iyilik ve güzelliklerinden  ,  ne kadar kendine has eşsiz bir yer olduğundan bahsederek, İzmir’e kısmen Bornova’ya bir güzelleme ile başlamalıydı…Öyle de planladık, ama o bölüm daha sonra gelecek.

Daha önce belki şu en medeni belediyelerimizin dahi planlama işini hakkıyla yapamamasından başlamalı. Planlamanın, politikanın ve belki biz mimarların aklının ermediği birçok konu ile alakalı olduğunu düşünebiliriz, galiba öyle de. Ancak yine de planlama, iyi- yaşanabilir bir kent örgüsü üretme aracıdır.

Her şey bir yana artık iyi mimarlığın, iyi yapıların, zincirin son halkası olduğunu, sırf güzel görünen hatta iyi tasarlanmış yapılarla iyi bir kent kurgusu oluşmadığını geçtiğimiz 10 yıl içinde daha iyi anladık.

Peki bu hep birlikte ‘katılıyoruz’ diyeceğimiz tespitler öylece duruyorken nasıl oluyor da Bornova da dahi belediye yapısı ve onunla birlikte ele alınacak meydan için bu şekilde bir imar planı yapılabiliyor?

Eminim yarışmacıların yaptıkları tasarımlar incelendiğinde bir kez daha ortaya çıkacak ki söz konusu imar planı kentin en lehine , ideal çözümü-çözümleri içeremeyecek. Mutlaka önemli fırsatları kaçırdık!

Bu imar planının kısıtları , bir yandan belki büyük bir açık alan üretmeye tasarımcıları zorlayacak ancak, en incelikli hassas, iklimsel verileri gözeten etütlerin sonunda eminim hiçbir yarışmacı güneye bu kadar açık bu büyüklükte bir meydan ve 7-8 katlı 4000 m2 sıkıştırılmış bir belediye önermeyecekti.

Bu imar planı olmasaydı; 3 en çok 4 katlı bahçeler ve avlular içinde erimiş , içinden hayat geçen bir belediye yapmak isterdik. Çevre yapıların yüksekliğine aldırmadan Peterson köşkünün bahçesi gibi , kentlilerin her şeyini kullanabileceği büyük bahçeler. Bunu yapamadığımız için elimizdeki imkanları en  iyi şekilde kullanmaya odaklandık. Bu koşullar altında İzmirli, Bornovalı bir belediye nasıl olur , jenerik çözümlerin ötesinde yerel bir belediye nasıl olur buna kafa yorduk.

KÜNYE

Projenin Yeri: Çeşme / İzmir

Proje Tarihi: 2014

Yapım Tarihi: –

Arsa Alanı: 5400 m2

Toplam İnşaat Alanı: 4100 m2

Ekip: Ömer Selçuk Baz,

Ece Özdür,

Tamer Aksu,

Ege Battal,

Lebriz Atan,

Tuğgen Kukul,

İpek Palalı,

Cihan Poçan

 

ÇEŞME EVLERİ

Şehir hayatı ikilemleri:

Belki çoktan unuttuk bile toprağa yalın ayak basmayı, doğal bir peyzajın kokusunu, zeytinliğin içinde yürümeyi, evinde otururken bir bahçedeymiş gibi denizden esecek rüzgarı hissetmeyi…

Evet biz şehirliler, kentte yaşamayı seçtiğimiz an bunların hepsinden sanki vazgeçtik. Tatillerde bir kaçış planı olarak kaldı doğa, deniz ve zeytinlikler…

Yaşadığınız karmaşık hayatın içinde , hep bir kaçış planı yaptık.. Böylece belki de yavaş yavaş kaçılacak yerler yaptık kentleri. Kaçacağımız yerleri hayal ettik..

Çeşme konutları, doğayla kuracağı alternatif ilişkilerle, sizi salonunuzdayken sanki bahçenizde oturuyormuş gibi hissettiren bir mimari yaklaşımla tasarlandı. Evin sınırları bahçeye, bahçenin sınırları parka parkın sınırları denize ve gökyüzüne , peyzaja karıştı.

Tamamında doğal malzemeler kullanılan tasarımda, bir köy evi gibi yığma taş duvarlar, ahşap bir teknedeki gibi masif ahşap güverteler, bir bağ evindeki gibi ekilip biçilecek bahçeler, dinlenecek çardaklar, tabiatın içindeki gibi dikenli doğal bir peyzaj dokusu , zeytin ve sakız ağaçları bulunuyor.

Tasarım doğayla iletişim halinde, kendiside doğanın parçası olmaya çabalayan, yerel, ve günümüz mimari fikirlerini birleştiren tek defalık sadece içinde yaşayacaklara özel çeşmenin bir köşesinde bir ev vaadediyor..

Toprağa yalın ayak basmak, denizden esen rüzgarı hissetmek, ahşap güverteye uzanmak, taş duvarın gölgesinde serinlemek ve zeytinliğin içinde uyumak için bir ev..

Mimari Kurgu

Evler basitçe 2 parçadan oluşuyor. Biri taş, diğeri ahşap çelik.. biri ağır, durağan , sabit…  diğeri hafif geçirgen hareketli… Bu ikili durum evin işleyişini esas alıyor. Yatak odaları, ıslak hacimler Taş evde, salon mutfak yaşama alanları ahşap evde çözümleniyor.

Bu ikili durum yapının sınır kurma stratejisini basitçe şekillendiriyor. Taş ev sınıra doğru kayıyor yerleşimin dışardan algısını kuruyor, duvarlaşıyor. Ahşap bölüm iç bahçeye ve denize doğru yöneliyor açılıyor şeffaflaşıyor.

Toplam 15 adet tek konuttan oluşan yerleşim alanı oldukça ufak.. Yine de tasarım mimari tektonik, deniz ve yönlenme ilişkileri ile birlikte aşamalı bir büyüklük algısı ve özel alanlardan açık alanlara sıralı bir hiyerarşi oluşturmak üzerine kurgulandı.

Yapıda Taş Kullanımı

Yapı özelinde yığma taş kullanımı tasarımın vazgeçilmez tektonik seçimlerinden birisi. Yakın çevrede geleneksel ‘Taş ev’ üretiminin incelmiş örneklerinin bulunuyor olması bunun en önemli sebeplerinden birisi.

Ancak bununda ötesinde mimari işlev gruplarının ayrışma şekillerinin, genel açık alan kurgulama prensiplerinin Taş , çelik ve ahşap kullanımıyla bağlantılı olarak tasarlandı.

Yığma Taş duvarın kaba, ışığın farklı hallerine karşı değişken tekstürlü, hassas hali ile güçlü, geçirimsiz hali tasarım dilini kuran temel unsurlar olarak kurgulandı.

Kemalpaşa

Proje Yeri: İzmir

Proje Tipi: Yönetim

Proje Tarihi: 2014

Arsa Alanı: 7.400m ²

İnşaat Alanı: 7.400m ²

Ekip: Ömer Selçuk Baz,

Uğur Mendi

Tuğba Yalçın

Cihan Poçan

Proje Hakkında:

Proje Yeri:

Proje Tipi:

İşveren:

Proje Tarihi:

İnşaat Alanı:

Ekip:

Proje Yeri:

Proje Tipi:

İşveren:

Proje Tarihi:

İnşaat Alanı:

Ekip:

Proje Yeri:

Proje Tipi:

İşveren:

Proje Tarihi:

İnşaat Alanı:

Ekip:

Proje Yeri:

Proje Tipi:

İşveren:

Proje Tarihi:

İnşaat Alanı:

Ekip:

Proje Yeri:

Proje Tipi:

İşveren:

Proje Tarihi:

İnşaat Alanı:

Ekip:

Proje Yeri:

Proje Tipi:

İşveren:

Proje Tarihi:

İnşaat Alanı:

Ekip:

Proje Yeri:

Proje Tipi:

İşveren:

Proje Tarihi:

İnşaat Alanı:

Ekip:

Proje Yeri:

Proje Tipi:

İşveren:

Proje Tarihi:

İnşaat Alanı:

Ekip:

Proje Yeri:

Proje Tipi:

İşveren:

Proje Tarihi:

İnşaat Alanı:

Ekip:

Proje Yeri:

Proje Tipi:

İşveren:

Proje Tarihi:

İnşaat Alanı:

Ekip:

Proje Yeri:

Proje Tipi:

İşveren:

Proje Tarihi:

İnşaat Alanı:

Ekip:

Proje Yeri:

Proje Tipi:

İşveren:

Proje Tarihi:

İnşaat Alanı:

Ekip:

Proje Yeri:

Proje Tipi:

İşveren:

Proje Tarihi:

İnşaat Alanı:

Ekip:

Proje Yeri: İstanbul – Küçükçekmece

Proje Tipi: Karma Kullanım

İşveren: Mar Yapı

Proje Tarihi: 2013

İnşaat Alanı: 42000m ²

Ekip: Ömer Selçuk Baz,

Tuğgen Kukul,

İpek palalı,

Uğur Mendi,

Lebriz Atan

 

RİYAD CAMİ

Proje Yeri: Suudi Arabistan Riyad

Proje Tipi: Cami

İşveren: Al-Fayadth Consulant

Proje Tarihi: 2012 Eylül

İnşaat Alanı: 12.000 m2

Ekip: Ömer Selçuk Baz,

Lebriz Atan,

Ece Özdür,

Şehri Kaygısız,

Ege Battal,

Cihan Poçan

Statik Projesi: Fonksiyon Mühendislik

Elektrik Projesi: Ovacık Mühendislik

Mekanik Projesi: Moskay Mühendislik

 Yer

Her yapı bulunduğu coğrafya kültür ve koşullarla bir bağ kurabilmelidir. Yer ile kurulacak ilişkinin gücü yapıyı tek defalık özgün kılar. Herhangi bir yapıyı mimarlıktan ayıran şey budur.

Riyad, Suidi Arabistan da çöl ikliminin hakim olduğu, kendine özgü doku ve koşulları olan bir yerleşimdir.  Riyad ve Suidi Arabistan genelinde üretilen yerleşim ve yerel yapılaşmanın kendine özgü bir dili vardır.

Bu dil parçalı sık yapı dokusunun açıklıklar ve gölge alanlar oluşturacak şekilde yoğun bir şekilde bir araya gelişi olarak izah edilebilir. Bu yoğun bir araya geliş, kompakt olma hali sadece Arabistan yarımadasında değil İran, Türkiye, Libya gibi sıcak iklimlerde de tekrar edilen verimli bir yerleşim stratejisi olarak kendini göstermektedir.

 İklim Yapı ilişkisi

Sıcak iklim koşullarında yapıların bir araya geliş şekilleri geçiş alanları ve sokak dokularının kurgusu hayati önem kazanır. Bu mekanların şekillenişi  söz konusu alanların geçiş amacı dışında kullanılıp kullanılmayacağını belirleyen temel unsurdur.

Güneşten korunan, gölgeli ve serin mekanlar, aralıklar üretilecek caminin mekan kalitesini olumlu yönde etkileyecektir

Mimari karakter

Riyad ve yakın çevresinde tarihi süreçte üretilen yapılar daha çok kerpiç ve çamur sıvalıdır. Geçmişte yakın çevrede kolayca bulunabilen malzemelerle üretilen bu mimarlık, günümüzde yapılan yapıların karakterlerini de etkilemekte. Özellikle sıva ile üretilen toprak rengi doku, bu dokunun farklı yüksekliklerde tekrar etmesi, iklim koşullarından dolayı oluşan masif dolu duvarlar ve ufak açıklıklar yerel mimarlığın temel unsurlarıdır. Özellikle söz konusu doku ve sık yerleşimlerin biraradalığıyla oluşan mekansal etki bölgenin karakteristiği olarak tarif edilebilir.

Cami mimarlığı ve ölçek

Bir ibadet mekanı olarak cami 8.yy dan beri farklı şekillerde kurgulanmış, geliştirilmiş bir yapı türüdür.  Özellikle Osmanlı döneminde üretilen büyük ölçekli camilerin hiyerarşik bir sistem içerinde hem çevre ölçekle bir bağ kurabilmek hem de algıyı doğru odaklayabilmek için kullanılan temel stratejiler incelenmiştir.

Bunlar
-Taşıyıcılık prensibi ile birlikte merkezi kubbe ve yükü kenarlara aktaran daha küçük kubbe dizileri
– Giderek alçalan kurgu ile birlikte şehir ölçeği ile bir bağ kurabilmek ve kısmen insan ölçeğine inebilmek.

 Kubbe ve merkezi plan

Yine Osmanlı döneminde üretilen cami tipleri içinde merkezi planlı tip en gelişmiş ve büyük olandır. Merkezde yer alan kubbe ana mekanı tarif eder, etrafında ki yan mekanlar daha küçük kubbe dizileriyle örtülerek mekansal hiyerarşi oluşturulmuş olur. Kubbe söz konusu dönemde büyük açıklık geçebilmek için kullanılabilecek tek inşaat metoduydu. Bu çerçevede günümüzde kubbe  taşıyıcılık açısından değerini büyük ölçüde yitirmiştir. Ancak mimari bir dil ve mekan algısı açısından  tarihi sürekliliğin  devamı olarak yorumlanması ve günün koşullarına adapte edilmesi mümkün olabilir

Tasarım

Tasarım yukarıda belirtilen analiz ve değerlendirmeler eşliğinde,
Yer, coğrafya, iklim, kültür ile doğrudan ilişki kurma ama bu ilişkiyi yorumlayarak yeniden oluşturma ve biçimlendirmenin mümkün olup olmadığı sorusu üzerine şekillendirilmiştir.
Coğrafyadaki yerleşim stratejileri, kendiliğinden yy. lar içinde gelişmiş yerleşkeler, bu yerleşkelerin mimari dilleri, kullanılan malzemeler yaratılan mekanlar tasarımın temel çıkış noktasıdır. Özellikle cami mimarlığı ile ilgili kalıplaşmış bazı yaklaşımlar ters yüz edilerek, tekrar ama farklı şekillerde kullanılmıştır. Kubbe, minare, caminin tüm imgesi, parçalanma ve parçalardan bir bütün oluşturma durumu sorgulanarak tasarım geliştirilmiştir.

Bu çerçevede tasarım, parçalardan oluşan bir yığın sisteminin ibadet mekanı ve onun yan işlevlerini oluşturulacak şekilde istiflenmesi üzerinden kurgulanmıştır. Bu parçalı yığın etkisi silüette giderek yükselen bir yapı etkisi üretirken aynı zamanda bu parçaların bir araya gelişleri ile bir bütünü nasıl kurgulayabilecekleri düşünülmüştür.

Parçalanmanın ve bir bütünü oluşturacak şekilde tekrar bir araya gelmenin, malzemenin yapı ölçeği ile kurduğu ilişkinin merkezi ibadet mekanını kuran kubbe strüktürünün, minarenin şekillenişinin hem geleneksel dünya ile hem de bugünün insanın oluşturduğu dünya ile alternatif bağlantıları vardır. Yapının bu ham halinin oluşturduğu mekan ile ibadet mekanın kurulması, yapının bir süsü, dokusu olacaksa bunun strüktürün, mekanın ta kendisi olabilmesi bu tasarımın temel hedefidir.

Mekan ilişkileri

Tasarım için verilen alan 6200 m2 büyüklüğe sahip  bir köşe parseldir. Programın büyüklüğü ve çok katlı olamamasından ötürü yayılan plan şeması yeterli ön, açık yarı açık alanların oluşmasına müsaade etmemiştir. Bu kapsamda bir avlu kurgusu oluşturulması mümkün görünmemektedir.
Bu sebeplerden ötürü yapıyı kuzey ve doğu yönlerinden saran bir açık, yarı açık ve son cemaat alanları ile kademelendirme stratejileri oluşturulmuştur. Bu kademelenen mekan yapıya girerken bazı eşikleri geçmeyi ve camiye girerken fiziki ve ruhani olarak hazırlanmayı mümkün kılar.

Söz konusu geçiş alanları kat edildiğinde günlük ibadet mekanı yada ana ibadet mekanına giriş yapılır. Günlük ibadet mekanı ana ibadet mekanına dahil olabilen bir niş gibi çalışır. Gerektiğinde bölünerek ana ibadet mekanından ayrılır ve böylece soğutma, aydınlatma parçalanan mekan kurgusuna göre etaplanabilir.

Yapıda 3 ana çekirdek yer alır. Çekirdeklerden ilki zemin katta kadınlar girişinde yer alır ve 1. katta yer alan kadınlar mahviline bağlantı sağlar.

Diğer 2 çekirdek 1. katta yer alan kütüphane, inziva odaları, eğitim birimleri ve idari birimleri beslerken, 1. Bodrum katta çok amaçlı salon , kuran resitali salonu, otopark alanlarına bağlantı sağlar.

Sürdürülebilirlik

Yapı malzemesi

Tasarım kapsamında  yönlenme, kısmi kullanım konularında sürdürülebilirlik ilkeleri gözetilmiştir.

Yapı genelinde kullanılması önerilen malzemeler yalıtım değeri yüksek betonarme gövde , ısı yalıtım katmanı ve  özel harç katkılı koruyucu dokulu sıvadır. Sıvanın kendisi kaba dokulu ve yerel malzemelerle görsel ve içerik olarak bağ kurabilecek nitelikte geliştirilecek bir malzeme olarak düşünülmüştür.

Bölgeleme ve Kullanım alternatifleri

Soğutma , aydınlatma ve işletme giderlerini azaltmak için, günlük ibadet mekanı ile  ana ibadet mekanı ayrı ve bütün olarak kullanılabilecek şekilde tasarlanmıştır. Kayar katlanır seperasyon duvarları ile günlük ibadet mekanı 500 kişi kapasite ile ayrı olarak kullanılabileceği gibi 3000 kişilik ana ibadet mekanını da katılabilir.

Yapıya giriş parçalanarak kademelendirilmiştir. Sokak ve kaldırım düzleminde devam eden peyzaj öncelikle saçaklarla içeriye doğru çekilir, bu ara bölgeye bağlanan son cemaat alanı 3. Bir ara bölge oluşturur. Bu ara bölge de geçildikten sonra ana ibadet yada günlük ibadet mekanına ulaşılır. Söz konusu kademelenme hem ibadet mekanlarına ulaşırken gürültü ve kirliliği azaltacak ara bölge görevi görür hem de iklimsel açıdan giderek konfor koşulları kademeli olarak giderek arttırılan mekan dizisi kurgulanabilir.

İklim koşulları ve Soğutma

İbadet mekanı altında yer alacak sulu soğutma düzeni zemin düzlemini belirli bir seviyeye kadar soğutacaktır. 20 derece sıcaklığa düşürülen su döşeme altında dolaştırılarak zemin ısısını düşürecektir. Ayrıca kolon ve duvar kenarlarında yer alan üfleme sistemleri çok düşük hızda mekana şartlandırılmış soğuk hava üfleyecektir. Böylece zeminin soğutulması ve düşük hızlı üflenecek hava ile birlikte soğutulmuş hava zemin seviyesine çökecek ve sıcak havayı kademeli olarak yukarıya doğru itecektir. Isınan hava kubbe üzerinde yer alan haznelere dolacak ve belirli aralıklarla açılacak kapaklardan sıcak hava tahliye edilecektir.

TROYA MÜZESİ

 

Proje Yeri: Çanakkale

Proje Tipi: Kültür Yapısı

İşveren: TC. Kültür Bakanlığı

Proje Tarihi: 2011

İnşaat Bitiş Tarihi: 2013-2015

Arsa Alanı: 110.000m ²

İnşaat Alanı: 11.000m ²

Ekip: Ömer Selçuk Baz,

Okan Bal,

Ozan Elter,

Ece Özdür,

Melek Kılınç,

Sezi Zaman,

Ege Battal,

Lebriz Atan,

Cihan Poçan

Danışman: Deniz Ünsal , Rüstem Aslan, Nevra Ertürk

Statik Projesi: Fonksiyon Mühendislik

Elektrik Projesi: FDC Mühendislik

Mekanik Projesi: Moskay Mühendislik

Peyzaj Projesi: Cemal Omak, Tülay Tosun

Aydınlatma Projesi: ALD Aydınlatma

Projenin Aldığı Ödüller: Ulusal Mimari proje Yarışması 1. Ödül

Arkeoloji ve yitip giden bir uygarlık üzerine bir yapı yapmak…

Her tasarım elbette ait olduğu yer üzerinden, bu yerin mimari program ile kurduğu ilişki üzerinden az ya da çok şekillenir. Kimi tasarım kurguları yer ile zıtlaşarak, kimi daha sakin ve uyumlu davranarak, kimi ona yabancılaşarak bir sonuca ulaşmayı hedefler. Aslında yersiz bir mimarlığın bile akıllarda görünmez bir yeri vardır.

Yer ve onun getirdiği bugüne ait tüm bilgi bütününü biz bağlam olarak algılıyoruz. Bağlam aslında tasarımcıyı, tasarımı, düşünceyi yere bağlayan esas kavramdır. Bağlam, yerin tüm fiziki koşullarını kapsadığı gibi bölgenin sosyokütürel yapısını, coğrafyasını, havayı, rüzgarı, ağaçları kuşları da kapsar, ‘yer’ üzerine geliştirilmiş ve üretilmiş bir düşünce biçimidir belki de bağlam.

Bir de bağlamdan bağımsız olarak yerin zaman ile ilişkisi geçmişi vardır. Geçmişle ve gelecekle..

Troya MÖ. 3000 li yıllara tarihlenmiş bir uygarlığı tarif ediyor. Bağlam ve yer kavramlarıyla düşündüğünüzde, böyle bir müze yapısını bu kavramlardan hangisine oturtacağınızı bilemediğiniz bir an oluşuyor kaçınılmaz olarak. Eninde sonunda üreteceğiniz tasarımın düşüncelerde bile olsa maddeleşeceği anı ötelemek istiyorsunuz.

Baş etmek zorunda olduğunuz, bağlam ve yer ile yeterince açıklayamayacağınız bir durum söz konusu. Bağlam, özünde bir anı ve o ana ilişkin bilgileri temsil ediyor. Yer ise konumu ve çevreyi.. zaman geçtikçe o da değişiyor, başka bir yer oluyor ve  sorun başka zamanda başkalaşan yerler ile ilgili bir sorun olmaya başlıyor.

Durum, aslında bir yere ilişkin değişmiş, dönüşmüş birden çok bağlamı ve o yerin geçmişteki ve gelecekteki hallerini ve başka muhtemel yerlerin bilgisini de içeren bir üst başlık olarak tanımlanabilir, bu konu özelinde.

Süreç…

2011 yılının şubat aylarında yarışma için ilk jüri toplantısıyla başlayan müze sürecinin, böylece 2013 yılı başında projelendirme sürecini sonlandırmış oluyoruz.

Aslında 90’ların ortalarında Manfred Koffman’ın hayali olan müze ve müze ile birlikte kaçırılan eserlerin doğduğu topraklara geri gelmesine böylece  bir adım daha yaklaşmış oluyoruz.  Uzun belki olması gerekenden çok daha uzun bir sürecin sonlarına doğru yaklaşıyoruz. 2013 şubat ayında inşaatın başlaması hedefleniyor muhtemel bitiş tarihi 2014 sonu.

İnşa edildiğinde oluşmasını umduğumuz  müze için söylenebilecek en doğrudan söz; Troyanın silik anısını ve çevrede dolanan belirsiz hüzün duygusunu incitmeden varolmaya çalışan bir yapı iddiasıdır.

 

 

BURSA ERGİN EVLER SEMT ÇARŞISI

 

Proje Yeri:
BURSA

Proje Tipi:
Semt Çarşısı

İşveren:
Ergin Emlak Yatırım Tic. A.Ş.

Proje Tarihi:
2013

İnşaat Alanı:
12.865²

Ekip:
Ömer Selçuk Baz,

Ece Özdür,

Lebriz Atan,

Şehri Kaygısız,

Ege Battal,

Cihan Poçan

 

 

 

İMES CAMİ

 

Proje Tipi: Dini Yapı – Cami

İşveren: İMES VI OSB

Proje Yeri: Dilovası, Kocaeli

Proje Ofisi: Yalın Mimarlık

Proje Tarihi: 2012, Aralık

İnşaat Alanı: 5640 m2

Tasarım Ekibi:

Ömer Selçuk Baz,

Ege Battal,

Lebriz Atan,

Ece Özdür,

Ozan Elter,

Mimari İllüstrasyon: Cihan Poçan

İMES 6 YEŞİL TEPE CAMİ

Bir İbadet mekanı olarak cami yüzyıllar içerisinde ihtiyaçları ve alışkanlıkları en az değişmiş olan yapı türlerinden birisi… Oysa günün koşulları insanı, onun düşüncesini ve algısını tamamen değiştirdi. Buna rağmen biçimin , mekanın değişmemesi, bu yapı türü üzerinde günün gerekliliklerini ve tüm düşünsel birikimin kullanılarak alternatif düşünceler üretilememesi en büyük sıkıntılardan birisi.

Alternatif düşünceler, yüzyıllarca geliştirilmiş tipoloji ve yaklaşımları dışlamak zorunda değiller. Bu yaklaşımların ana fikirlerini mekan kurma becerilerini, yeniden yorumlayan mekanların oluşturulması bu tasarımın temel hedeflerinden bir tanesi.

Cami de her ne kadar aksi gibi görünse de, birçok işlev gibi yerden bağımsız kendi biçimini ve imgesini kurabilecek bir yapı türü değildir. Kent içinde Cami, Çarşıda Cami, Deniz kıyısında Cami, farklı coğrafyada camiler başka anlam ve mekansal kurgulara sahip olabilmelidir.

Bu çerçeve de tasarımın ilk sorusu ; kent hayatından kopuk bir organize sanayi bölgesinde yoğunlukla cuma günleri kullanılacak bir cami nasıl olmalıdır?

Bu sorunun cevabı aranırken çevrenin analizi, caminin anlaşılması ve yorumlanması gibi aşamalardan geçilmelidir. Caminin bir tipoloji olarak olgunlaşma süreci, bu sürecin altında yatan düşünceler ve İslam dini düşüncesinin mekandaki yansımaları iyi analiz edilmelidir.

Her şeyden önce modern mimarlık düşüncesinin sebep sonuç odaklı rasyonel paradigması yerine, dinin kendine özgü kural ve düşüncelerinin konulması ve düşünceyi bu inancın ekseni  etrafında mekansallaştırabilmek tasarımın samimiyetine işaret edebilecektir.

Tasarım yeni kurulmakta olan bir İMES organize sanayi bölgesinde , Dilovası gibi yoğun, kirlenmiş sanayi alanlarının yanı başında bir bölgede geliştirilmiştir. Bu çerçevede çevre ile sınırlı ilişki kuran, kendi içinde eşiklerle nispeten izole edişmiş, bir arınma mekanı kurgulanmaya çalışılmıştır.

Bu arınma mekanı dışarıdan yeşil şevler üzerinde hafifçe yükselen, nasıl havada asılı durduğu tam anlaşılamayan bir örtü algısı ile tamamlanır. Dışarıdan algılanan ,yeşil şev ve devamındaki kubbe tüm sanayi bölgesinin başlangıç referansı olması düşünülen doğal peyzajın çıkış noktasıdır. Bu yeşil doku , hem mevcut sanayi bölgesinin olumlu yönde değişimine, hem üst ölçekte Dilovası ve onun kirletici unsurlarının olumsuz algısına küçük ölçekte bir iyileştirme çabası olarak algılanabilir.

Yapı yığma taş duvarlarla çevrili 4000 kişilik yarı açık, 1000 kişilik kapalı ibadet mekanlarını içeren üzeri kısmen kubbemsi bir kabuk ile örtülü tanımlı tek bir mekan olarak algılanır. Bu mekan açık, yarı açık ve kapalı mekan geçişlerini mümkün olduğunca yumuşak eşiklerle kademeleyen bir mekan düzenine sahiptir. Giriş boğazı taşla çevrili avluya gelindiğinde taş duvarlara gömülmüş destek işlevleri algılanır. Kubbemsi örtü yaklaşan insanları kendine doğru yavaşça çeker.

Yapı süsleme ve fazlalıklardan mümkün olduğunca arındırılmıştır. Mihrap cephesinde sürekli devam eden taş duvar kesintiye uğrayarak yeşil bir şeve dönüşür ve iç mekana doğru akar. Bu etki, yeşil doğal bir peyzaja doğru ibadet ederken saf tutan insanların düşüncelerini berraklaştıracak, bir huzur mekanı olarak tahayyül ettiğimiz cami imgesini alternatif şekilde güçlendirecektir.

ECEABAT ÖĞRENCİ YURDU

Proje Yeri: Eceabat, ÇANAKKALE

Proje Tipi: Konaklama

İşveren: Çanakkale İl Özel İdaresi

Proje Tarihi: 2013

İnşaat Alanı: 11.300m²

Ekip: Ömer Selçuk Baz,

Şehri Kaygısız ,

Ege Battal,

Ece Özdür,

Cihan Poçan

Statik Projesi: Fonksiyon Mühendislik

Mekanik Projesi: Moskay Mühendislik

Elektrik Projesi: Prodizayn Elektrik

Aydınlatma Projesi: ALD Aydınlatma

Peyzaj Projesi: Omk Mimarlık

Proje Hakkında:

Yapı Eceabat’ın güneyinde milli park sınırında yapılması planlanan bir konaklama tesisini içeriyor.

Yapı programı yaklaşık 700 yatak kapasiteli ve Türkiye’nin çeşitli illerinden Çanakkale şehitliklerini ziyaret etmek için gelecek farklı yaş gruplarından genç,  çocuk ziyaretçiler için planlandı.

Programın büyüklüğü, Eceabat ölçeği ve Milli Park, Çanakkale boğazı, deniz ilişkisi gözetilerek parçalı ve farklı fragmanlardan oluşan bir yapı oluşturma yolu benimsendi.

Alanın önünde geçmesi planlanan karayoluna mesafe koyarak büyük bir park, yeşil alan oluşturuldu. Böylece yapı önünde çözülmesi önerilen otobüs parkları yapının güney kısmında çözümlenerek 25 m genişliğinde 130 m uzunluğunda yapı boşlukları ve iç sokak ile ilişkili bir park elde edilmiş oldu.

Yapı yayılı bir giriş katı, giriş katı işlevlerini birbirine bağlayan bir iç sokak ve bu iç sokak ile ilişkili birbirinden hem bağımsız hem bağımlı çalışabilecek 4 yatak bloğundan oluşturuldu.

Tasarımın ilk aşamasından itibaren tartışma konusu olan ve son dönem ülke mimarlığını bir noktada çıkmaza sürükleyen ‘mimarlık mirası olarak Osmanlı’ teması bu yapı için de süreç boyunca geçerli bir tartışma oldu. Geçmiş bir yapı dilini taklit etmeden, kurulum ve yaşantı düşüncesini mimari düşünceye entegre edilip edilemeyeceği bu tasarımın en çetin problemlerinden biriydi.

Mimari bölgelerin işlevsel dillerini ziyaretçilere, kullanıcılara aktarabilecek gerçek bir kurgu üretmek ve bunu hem yer ile hem de tarihi bir referansa bağlı kalarak tariflemek neredeyse imkansız bir mimarlığı işaret ediyor!!

Mimarlıkta tarihselciliği günümüz dünyasında nereye koyarız? ona karşı nasıl bir tavır sergileriz? Dışlar mıyız.. öğrenir miyiz.. yoksa tamamen benimser miyiz?

Proje kapsamında üretilen kurgu ağırlık-hafiflik zemine oturma, taşıma-taşınma prensiplerini ifade edebilecek bir dil kurmak üzerine gelişti. Bu kurgu doğası gereği mimarlığın yüzyıllar içinde hem Anadolu coğrafyasında hem farklı coğrafyalarda benimsediği, geliştirdiği prensiplerin kullanımını da beraberinde getirdi. Değişen, ölçek ve teknolojiydi elbette. Ölçek ve teknolojinin de bu referansın içinden okunabileceği tutarlı bir durum üretebilmek tasarımın temel hedefi oldu.

Bu çerçevede yapı 5m yüksekliğinde 80 cm kalınlığında yığma taş bir baza üzerinde yükselen 4 ana ahşap gövdeden ve bu gövdeleri birbirine bağlayan sirkülasyon hatlarından oluşturuldu. Bitişi 6m ye varan çinko kaplama konsol saçaklar ile bitirildi.

ÇANAKKALE BELEDİYESİ “YEŞİL” YEREL YÖNETİM ve KÜLTÜR MERKEZİ BİNASI İL YAKIN ÇEVRESİNİN DÜZENLENMESİ ULUSAL MİMARİ PROJE YARIŞMASI

Proje Yeri: Çanakkale/Türkiye

Tasarım Ekibi: Ömer Selçuk Baz,

Cenk Yoldaş,

Ece Özdür,

Lebriz Atan,

Ege Battal,

Ozan Elter,

Cihan Poçan

İşveren: Çanakkale Belediyesi

Proje Tarihi: 2012

Statik Projesi: Cenk Kurtel

Elektrik Projesi: Kemal Ovacık

Mekanik Projesi: Mehmet Yılmaz

Proje Tipi: Kamu Yapısı

Yapım Türü: Betonarme

Projenin Aldığı Ödüller: 3. Ödül

Kent Kültürü ve Çanakkale

Çanakkale Kenti kendine has dokusu, ölçeği, deniz ile olan ilişkisi tarihi kökleri ve kentlilerinin kendine özel çeşitliliği ile Marmara’yı Egeye bağlayan noktada egenin başladığı yerde durur.

Kent hem kara yoluyla hem de deniz yoluyla çok miktarda transit yolcunun gelip geçtiği bir konumdadır. Bu hareket ile birlikte özellikle turizm kentin yüzünün değişmesine sebep olmaktadır.

Sadece Troya 2011 yılında 600.000 yerli yabancı turisti ağırladı. Ayrıca Çanakkale şehitliği çok sayıda yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çekmektedir. Son yıllarda yapılan ve yapılmakta olan yatırımlarla bu akımın giderek güçlenmesi beklenmektedir.

Bu çerçevede Çanakkale kenti önümüzdeki on yıl içerisinde şimdi olduğundan  daha önde, kalkınmış ve potansiyellerini daha iyi kullanabilir bir pozisyonda olma şansına sahiptir.

Çanakkale’nin bir başka karakteristik özelliği açık görüşlülüğü ile öne çıkan insanı, tartışma ve demokrasi kültürünü benimsemiş  kentlilerinin varlığıdır. Bu çerçevede kentte sivil toplum kuruluşlarının ve hareketlerin aktif oldukları söylenebilir. Tüm bu özellikler ve daha fazlası ile birlikte  bu kent yolcuların geçip gitmek yerine konakladığı, sakinlerinin içinde yaşamaktan çok daha fazla keyif aldığı bir yer olabilir mi?

Bu sorunun cevabını belki en başta  Çanakkale Belediyesinin vermesi gerekir. Belediyeler bir kentin yönetim merkezi olarak, kentin gelişimine, vizyonuna katkı yapması gereken kurumların başında gelir. Öyle ki Belediye belki kentlisinden beklediği davranışları, yaklaşımları en önce ve önde kendisi göstermeli, uygulamalı ve örnek olmalıdır.

Kanımızca sürdürülebilirlik konusu ön planda tutularak bir belediye yapısı tasarımını yarışma yolu ile elde etmek isteyen bir Belediye aslında  kenti geleceğine yön vermek adına çok önemli bir adımı da atmıştır. Özellikle sürdürülebilirlik konusuna vurgu yaparak açılan yarışma benzerleri arasında öncü  bir tutumdur.

Bu anlamda bir belediyenin  kentini temsil edebilecek, onun özelliklerini yansıtabilecek bir yapıya sahip olması ve bu yapı ile kentlilerine bir söz söylemesi çok önemlidir. Tasarım Belediye ve Kentli arasındaki bu ilişkiyi kendisine en önemli birinci veri olarak alır.

Kent Ağı

Her kent üzerine örülmüş taşıt, yaya, yeşil dolaşım arterleri ve yapı adlarından oluşur.  Bu  konuyu bir tasarım problemine dönüştüren mevzu ise hangi öğelerin kime hizmet ettiğidir!  Kentliye mi? Taşıtlara mı? Yapılara mı?… Özellikle Türk kentleri ölçekleri büyüdükçe plansızlık  ve gelişigüzellik ile birlikte taşıtlara hizmet eden yaya dostu olmayan kurguların içinde boğulmaktadır.

Çanakkale bu anlamda şanslı bir noktada yer alır. Halen ölçeği neredeyse tüm kent ölçeğinde yaya olarak ulaşımın mümkün olduğu bir noktadır.  Ayrıca kent nispeten yüksek kot farklılıklarının olmadığı bir alana yerleşmektedir. Bu anlamda  bisiklet kullanımı belediye ölçeğinde desteklenip teşvik edilebilir. Böylece geleceğe yönelik yapılacak  planların yaya ve bisiklet dostu örnek bir kent  oluşturmada faydası olabilecektir.

Unutulmamalıdır ki her yapı aslında kent ağına eklenmiş ve bu ağa az yada çok entegre olmuş bir parçayı tanımlar. Bu çerçeveden bakınca Çanakkale Belediye binası ve kültür merkezi kent ağına nasıl bağlanmalıdır?

Kent ulaşım ağı çevre yol bağlantısı hiyerarşik olarak kurgulanmış denize paralel ve dik yol arterlerinden oluşur. Bu yol kademelenmesi kentin gelişimi ile birlikte şekillenen, kentin farklı bölgelerini de işaretler.

Yarışma arazisi mevcut belediye binasının da üzerinde bulunduğu Cumhuriyet bulvarını devamında Demircioğlu  Caddesi–Atatürk Caddesi kesişimin de yer alır. Demircioğlu Caddesi Çanakkale’nin en önemli ulaşım arterlerinden birisidir. Bu doğrultu feribot limanı ve eski kent meydanı-sahil bağlantısını sağlamaktadır. Yine güçlü arterlerden birisi olan Atatürk caddesi zeminde ticaretin geliştiği bir doğrultu olarak gözlemlenmektedir. Belediye arazisi bu iki caddenin kesişimin de  köşe parselde yer almaktadır.

Çanakkale için çok önemli yaya arterlerinden birisi kuşkusuz sahil hattıdır. Bu alanda Belediye yeni düzenlemeler yaparak trafiği yavaşlatmış ve sahil yaya hattı genişliğinde arttırmıştır. Bu doğrultu batı yönünde saat kulesi meydanına ve oradan yayalaştırılmış çarşı caddesine bağlanmaktadır. Tarif edilen bu yaya arteri kentin iç kesimlerine doğru yeterince sıçrayamamış, daha çok sahil bandında kalmıştır. Tasarımın ana hedeflerinden biri  Cumhuriyet bulvarı üzerinden Belediye arazisine doğru gelişen ticaret doğrultusunu yaya akışıyla güçlendirilmesi ve kentsel bir çekim alanı oluşturmaktır.

Bu anlamda  Sahil bandına bağlanan Valilik ile ilişkili Halk bahçesi, Çanakkale içindeki en büyük ve nitelikli yeşil alanı tarif etmektedir. Sahil, Halk bahçesi,  Devlet hastanesi sokağı üzerinden yapılacak yaya ağırlıklı kentsel yeşil bağlantı güzergahı gerekli düzenlemeler yapılarak belediye arazisinin kuzey cephesine çekebilmek mümkündür. Bu çerçevede tasarım ile birlikte mevcut benzin istasyonunun kaldırılması ve bu alanın  belediye ye giriş niteliğinde bir park olarak değerlendirilmesi önerilmiştir.

Bu şekilde Belediye arazisi batı cephesinden  mevcut ticari doğrultunun güçlendirilmesi ile yaya akışını içine alan diğer taraftan rekreatif yeşil doğrultunun kuzey ucundan bağlandığı kentsel bir yönlendirme aracı olarak kurgulanabilir. Böylece belediye yapısı sadece bir yapı değil, sadece mevcut kent ağına eklemlenen ve onun olanaklarını kullanan bir organizma değil, aynı zamanda bu ağı idare eden yönlendiren, katkı koyan bir rol üstlenebilir.

Mimari Tasarım

 Tasarım bahsedilen tüm potansiyelleri, arazinin imkanlarını, kentlinin ihtiyaçlarını, ve kentin gelişimine yön verme görevi düşünülerek kurgulandı.

Bu çerçevede Mimari anlamda bir yapı yapmaktan önce kente tam entegre olma sonra onu olumlu yönde dönüştürme ve yeni bir kentsel cazibe noktası oluşturma parametreleri üzerinde duruldu.

Bu anlamda uzaktan bakılan meydanında sadece oturulan bir tasarımdan ziyade katılımcılığı teşvik eden, kentlinin içinde olmaktan zevk alacağı ve keskin ayrımları olmayan bir tasarım tercih edildi.

Yarışma kapsamında ‘Belediye yapısı zemine oturan bir yapı olmak yerine zemini boşaltarak kent düzlemini kente ve kentliye bırakan bir tasarımla şekillenebilir mi?’ sorusuca cevap arandı. Kent zemini daha önce bahsedildiği üzere araç dolaşımı için yollar, yaya dolaşımı ve yapılar ile tanımlanır.

Zemin kullanımını farklı stratejiler ile tekrar kente bırakmak belediyenin işleyişini güçlendireceği gibi alternatif zemin kullanımlarından ötürü çekim alanı oluşturacaktır.

Bu çerçevede belediye yapısı 2 katlı yatay bir blok olarak arazinin üzerine yerleştirildi. Kolonlar üzerinde yükseltilen bu yatay belediye bloğu aslında alanı  yarı örten yarı kapsayan dev bir şemsiye gibi işlev görmektedir. Bu şemsiye yer yer avlu açıklıkları ile ışıklanan yer yer örten halleri ile farklı gerilimlerde alt mekanlar kurma potansiyeline sahiptir.

2 katlı bu yatay blok üzerinde 3 adet açıklık oluşturulmuştur. Bu açıklardan en büyüğü Demircioğlu caddesine yakın şekilde  ana kent meydanı olarak kurgulanmıştır. Bu meydan aslında aynı zamanda belediyenin avlusudur. Diğer bir açıklık kuzey cephesinde yer alan mevcut benzin istasyonu arazisi ile bağlantı kuran avludur. Mevcut benzin istasyonu arazisi, tasarım çerçevesinde park olarak önerilmiştir. Bu park sadece bir yeşil alan olarak değil kentsel strateji başlığında belirtildiği üzere sahil bandından uzanan yeşil arterin devam ettiği bir alan olarak tasarlanmıştır ve belediye zemin peyzajının önemli bir parçasıdır. Bu park alanı 80 cm kadar çökertilmiştir bu şekilde sel anında park ufak bir gölete dönüşecek suyun vereceği zararı azaltılacaktır.

Zemin düzleminde Yemek salonu, Kafeler, Sergi salonu, Kreş, Medyatek gibi zemin kullanımın güçlendirebilecek işlevlere yer verişmiştir. Ayrıca, Başkanlık girişi ve büyük bir ana atriuma açılan belediye girişi de zemin katta yer alır. Bunun yanında zemin  kat ile sıkı ilişkisi olan zabıtada bu seviyede çözümlenmiştir.

Nikah salonları ve çok amaçlı salon -5.60 kotunda yer alır. Demircioğlu Caddesinden ve Hüseyin Avni Baksı Sokaktan aşağı doğru inen merdivenler -5.60 kotunda geniş bir sokağa ulaşır. Bu sokak doğu yönünde salon fuayelerine batı yönünde  otopark katlarına ulaşımı sağlar. Alt sokağın Hüseyin Avni Baksı Sokağa ulaştığı bölümde alışveriş ve ticari birimler yer almaktadır.

Zemin kattaki ve -5.60 kotundaki serbest yapı kütleleri  kentin farklı yönlerinden gelecek yaya ve kurgulanan bisiklet güzergahlarını yönlendirecek şekilde düzenlenmiştir. Bu anlamda Belediyenin terk ettiği zemin kat üzerinden geçecek yoğun yaya dolaşımını organize etmek ve yönlendirmek tasarımın temel hedeflerinden biridir.

Belediye zemin ile bağlantısını ana atrium üzerinden kurgular. Ana atrium veznelerin, giriş, lobi, ve bekleme işlevlerinin olduğu 3 boyutlu bir hacmi tarif eder. Bu büyük hacim yeşil çatı kotuna kadar uzanan  cam bir çatı ile sonlanan alanı tarif etmektedir.

Blok üst yüzeyi yeşil çatı olarak tasarlanmıştır. +14.40 kotunda yer alan çatı ile ilişkili yemek servisi yapabilen bir kafeterya tasarlanmıştır. Bu kafeterya aynı zamanda belediye atriumu ile de ilişkilidir.

Peyzaj Prensipleri

Tasarım prensiplerin de bahsedildiği üzere zemin ilişkileri tasarımın çıkış noktalarından biridir. Bu bağlamda zemin döşemesi çoğulluğu, çeşitliliği temsil eden bir peyzaj fikri ile el alınmıştır. Farklı sert zemin ve yumuşak zemin karakterleri bir bütünü oluşturacak şekilde bir arada kurgulanmıştır. Çim taşı, Küp taş, Bazalt kaplama gibi kaplamlar yumuşak zeminlerle kombine edilmiştir.

Yağmur suyu zemin düzleminde peyzajın ayrılmaz bir parçası olarak da kullanılmıştır. Zemin düzleminde yer alan su havuzları birbirlerine 30 cm genişliğinde kanallar ile bağlanırlar. Belirli havuzlarda toplanan su,  yağmur suyu depolarına ve arıtmalarına aktarılır. Ayrıca yaz aylarında kanallar vasıtasıyla havuzlarda hareket edecek su ortam sıcaklığını düşürecektir.

Yağmur suyunun alınması depolanması, sel için alınan önlemler ‘Yeşil Bina Kriterleri’ raporunda ele alınmış ve tasarıma adapte edilmiştir.

HALİDE EDİP ADIVAR  KÜLLİYESİ ULUSAL MİMARİ  PROJE YARIŞMASI

 

Proje Yeri: Şişli, İSTANBUL

Proje Tipi: Külliye

İşveren: Şişli Belediyesi

Proje Tarihi: 2012

İnşaat Alanı: 3.958m²

Ekip: Ömer Selçuk Baz,

Lebriz Atan,

Ece Özdür,

Ozan Elter,

Haktan Aksu,

Süleyman Sünbüloğlu,

Cihan Poçan

Statik Projesi: Fonksiyon Mühendislik

Mekanik Projesi: Moskay Mühendislik

Elektrik Projesi: FDC Elektrik Proje & Danışmanlık

Proje Hakkında:

Tarihsel gelişim ve yaklaşım

Cami tasarımı, başka yapı türlerinden farklı olarak, günümüzde referanslarını halen 400 ila 600 yıl öncesinden kalan kalıplaşmış bir kütüphaneden almaktadır. Bu anlamda günümüzde özgün çok az iyi örneğinin bulunduğu bu yapı türü, halen hak ettiği yapısal zenginliğe ve çeşitliliğe ulaşamamıştır.

Tarihsel çerçevede külliye ve camiyi incelediğimizde 7. yy dan bu yana tipolojinin ve mekanın nasıl geliştiğini ve değiştiğini görebiliriz. Cami ve Külliye gelişimini yüzyıllar içinde sürdürmüş gelenekleri, alışkanlıkları olan yapı türleridir. Bu taşların üst üste konarak uzun zaman zarfında geliştirilen yapı türleri maalesef son yüzyılda nerdeyse hiç gelişme kaydetmemiştir. Cumhuriyet döneminde üretilen dini yapılar eski tipolojilerin kötü kopyaları olmaktan öteye gidemezler.

İlk cami olan peygamber evinden bu yana camiler ve külliyeler giderek daha büyük ve ihtişamlı yapılar olarak karşımıza çıktılar. Bir noktadan sonra bu durum, siyasi gücün ya da dini hizmetin bir göstergesi olarak algılandı. Bir zamanların mütevazı, duru yapıları giderek daha ihtişamlı simge yapılar olmaya doğru geliştiler.

Cami ve külliye yani destek işlevleri ile birlikte ele alınacak dini tesisin hem tarihi referanslara ve bugüne kadar gelen yapı geleneğine hem de günün gelişen koşullarına ayak uydurması bugünün dünyası ile ilgili söz söylemesi gerekir.

Cami yapıları ile ilgili oluşturulmuş kabuller, mekanın niteliğinden çok şablonlaşmış ve ezberlenmiş yapısal elemanlarla doludur. Bu kabuller, Mimar Sinan döneminde ve öncesinde yapısal, teknolojik zorunluluklardan kaynaklanmaktayken günümüzde neden yaptığımızı bilmeden oluşturduğumuz tabulara dönüşmüştür.  Tasarımın amaçlarından biri bu yapısal öğeleri, mekanın ruhuna uygun şekilde değiştirip güncellemektir. Bu güncelleme mekanın yüzyıllar içinde oluşmuş iskeletine dokunmadan, geleneği yorumlayarak varılan bir sonucu içermelidir.

Öte yandan külliye ve dini yapının hem hayatın içinde bir yerde hem de özel ve korunaklı bir noktada olması gereklidir. Yapı insanları günün koşuşturmasından, kalabalık ve gürültüsünden huzurlu dingin kendi iç seslerini dinleyebilecekleri ve yaradanın huzuruna çıkabilecekleri bir ruh haline taşıyabilmelidir.

Bu anlamda yapı aslında insanın özüne dönebileceği, bir arınma halini güçlendirebilecek niteliklere sahip olabilmeli.

İslam dini ‘öz’  ile ilgilenir… Öz esastır, mütevazılık, iyilik, israftan kaçınma gibi İslam dini içinde aşırılıklara ve gereksiz gösterişe karşı bir cephe vardır. İlk cami örneklerinden günümüze kadar bu yapı türü benzer figürlerle karşımıza çıkmaktadır. Büyük bir avlu ve etrafında yer alan cami ve destek işlevleri. Bu basit tipoloji çok farklı biçimlerde ve ölçülerde tarihi süreçte karşımıza çıkar.

Günümüzde inşa edeceğimiz bazı cami ve dini tesisler ‘daha büyük ve daha da büyük’  yaklaşımından sıyrılıp daha mütevazı daha dingin, daha öze doğru bir yol çizebilir mi?  Büyüklüğün ve ihtişamın insanları kendilerini Allah’a daha yakın hissettirecek tek enstrüman olmadığını göstermek için uygun bir fırsat olabilir mi?  Düşünmek, sessizliği dinlemek ve içinde ezilmekten çok kendimizi iyi hissedeceğimiz, sığınabileceğimiz bir mekan olarak Cami var olabilir mi?

Mimar Sinan’ın kendi dönemi için oldukça yenilikçi ve yeni tipoloji geliştirmeye yönelik tavrı aslında kendisini Rönesans’tan çok önce sessiz bir yenilikçi, kabulleri yavaşça değiştirip dönüştüren bir mimar yapar. Peki bugün biz mimarlar elimizdeki bu mirası birkaç adım önde taşımak için neler yapabiliriz?

Tasarım

Tasarımdaki ana amaç, günün imkânları ile mekansal olarak Cami ve Külliye yapısının incelenmesi ve yorumlanması olmuştur. Yapısal gerekliliklerin çok değiştiği, geniş açıklıkların geçilebilmesi için artık kubbeden farklı çözümlerin vardır. Louis Kahn’ın dediği gibi “Bir tuğla kemer olmak ister”. Bir tasarım, malzemenin ruhuna aykırı şekillendirilemez. Ve bir mekan bulunduğu bağlamdan ve durumdan bağımsız şekillenemez.

Bu şekliyle tasarımdaki amaç, mütevazı, öz’ü yücelten, insanları kademeli olarak belirli eşiklerden geçirerek kendisine doğru çeken ve bu süreçte düşünsel bir arınmayı mümkün kılan yalın bir yapı yapmaktır.

Tasarım arazinin çapraşık geometrisini kontrol altına alınmasına yardımcı olan kıble doğrultusuna yönlenmiş basit bir avlu etrafında  şekillenir. Avlu tasarımın merkezindedir. Tüm destek işlevlerine ve Camiye açık avludan ulaşılır.

Halide edip Adıvar caddesinden yaklaşıldığında yapı kendini büyük bir peyzaj yüzeyi olarak hissettirir. Bu peyzaj aslında caminin yeşil çatısını oluşturur. Cadde seviyesinin iki kanadından yavaş yavaş aşağıya inen rampa ve merdivenler sizi ana avluya doğru taşır. Avlu tüm işlevler tarafından sarılan üstü açık bir boşluktur.

Avlunun kıble cephesinde Cami yer alır. Cami cephesinde yer alan açılabilir paneller gerektiğinde avlu cami ilişkisinin kesintisiz olarak kurgulanmasını sağlar. Paneller stilize edilmiş Arapça harflerden oluşturulan bir kolaj ile  sarılmıştır. Bu kolaj Arapça yazı estetiğine farklı bir açıdan bakmamızı sağlar.

Cami üzerinde eğimli yeşil çatısı ile mütevazı nispeten loş bir ibadet mekanıdır. Giriş bölümünde Asma kat altında son cemaat bölümü yer alır. Caminin iki yan duvar yığma taş olarak tasarlanmış, kıble doğrultusu bir ışık çizgisi ve sığ su havuzu ile işaretlenmiştir.

Avluya ayrıca alt kotta yer alan Bahçecik Sokaktan hem yaya hem de cenaze girişi gerçekleşir.

Avlu etrafındaki mekanlara arkadlı bir kolon dizisinin ardında ulaşılır. Tüm eğitim birimlerine, kitap satış, dernek, mutfak, abdesthane ve wc’lere avlu kotundan direkt olarak ulaşabilmek mümkündür.

Otopark teknik hacimler ve depolar bodrum katta çözülmüştür.

YAP İSTANBUL MODERN

Proje Yeri: Karaköy, İSTANBUL

Proje Tipi: Sergi

İşveren: İSTANBUL MODERN

Proje Tarihi: 2012

Ekip:

Ömer Selçuk Baz,

Lebriz Atan,

Ege Battal,

Ece Özdür,

Şehri Kaygısız,

Cihan Poçan

Proje Hakkında:

YAP İSTANBUL MODERN

Mimarlık nasıl yapılırsa yapılsın, özünde bir ‘yer’ kurma düşüncesine sırtını dayar.  Bir yer kurmak, bir yer yapmak, mekan kurmaktan daha önce gelen bir kavramdır. ‘Yer’, ‘mekan’ olmadan önce , o alanı ve onun etrafına saçılmış gizli bir enerji alanının tanımladığı, sınırları biraz belirsiz, biraz da kendiliğinden oluşan bir bölgeyi tanımlar. O yüzdendir ki mekanların sınırları ve tanımları belirginken, yer tanımı herkese göre değişir.

Zihinlerde, sokak ve kaldırım bir yer değildir. Yer belirgin bir kimliği ve mutlaka mekansal olmayan bir tanımla zihinlerimizde canlandırabildiğimiz bir alanı tarif eder. Ne yer olmaksızın bir mimarlık olabilir, ne de sonucu yer olmayan bir mimarlık!

Hatta geçici bir yapı bile yer olmaksızın inşa edilemez. Yer bulunduğunuz şehirdir; yanı başınızda duran çınar ağacıdır; öte yanınıza demirlemiş devasa gemidir; barok bir camiden yükselen ezan sesidir; yaya geçidini kapatan çöp konteyneridir…

SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK ÜZERİNE BİR YER YAPMAK

YAP İstanbul Modern ile birlikte tanımlanan problemi, geçici bir ‘Yer’ üretilmesi olarak algılıyoruz. İzleri imalatından 3 ay sonra tamamen silinecek bir ‘Yer’ içerisinde bir yer üretmek.. Sürdürülebilirlik, yeniden kullanma gibi zaten bir tasarımın ihtiva etmesi gereken olguların üzeri sertçe çiziliyor verilen  şartnamede.

Tükenen dünya kaynakları, insanoğlunun yarattığı yıkım, kaynakların fazlaca asimetrik bölüşümü, adaletsizlik, yoksulluk…zaten insanın ürettiği bu kısır döngüde dönüp durmanın, büyük ihtimalle kendimiz dahil ürettiklerimiz ve tükettiklerimiz arasındaki dengeyi sağlayamamamızın kaçınılmaz sonu bu ve sonrasında yapacağımız geçici bir pavyon tasarımı ile buna mimarlık üzerinden nasıl bir cevap verebiliriz sorusu…

Sürdürülebilirlik sadece tekil bir yapının sorunu değildir , kentin bir organizma olarak üstesinden gelmesi gereken çok yönlü bir olgudur. Sürdürülebilir olma, en üst ölçekten en alt ölçeğe kadar devamı sağlanabilir , günün çıkarlarına göre şekillendirdiğimiz bir dünya yerine,  kaynaklarını, olanaklarını eşit bir şekilde paylaştığımız bir şehri, sistemi zorunlu kılar.

Probleme yer üzerinden tekrar bakacak olursak İstanbul ve diğer dünya kentlerinin durumlarının farklı olduğunu görürüz. İstanbul pervasızca büyüyen  birçok kentten oluşan dev bir kent… Diğer dünya kentlerinin aksine arazi rantı, kontrolsüz kentleşme, gettolaşma, bununla birlikte sınıflar arası ayrımın giderek arttığı, göç, hızlı kentleşme ile kol kola büyüyen bir kent.

Bu çerçevede sürdürülebilirlik, yeniden kullanım konularının İstanbul’da, NewYork’tan yada Rio’dan  çok daha farklı anlamlar üstlendiği kesin. Bu yüzden, yeni fikirler ithal etmek ve dünyada ‘trend’ olmuş akımlara kendimizi kaptırmak yerine, kendimizden, yerden ve onun sorunlarından yola çıkan bir davranış silsilesi geliştirmemiz gerekli.

Özellikle kentin doğal kaynaklarını geri dönülmez bir şekilde tahrip eden, doymak bilmez bir canavar gibi İstanbulu yiyip bitiren inşai faaliyetlerin sonucunda oluşan değerin, en hafif deyimiyle çarçur edildiği bu döneme dikkat çekmek istiyoruz. Hepimizin biraz sorumlu olduğu bu durumla yüzleşmek ve sonuçlarını ziyaretçilere tekrar kibarca hatırlatmak, bu  işe yüklenecek fazladan bir görev midir?

Şu soruların cevabını düşünmemiz gerekiyor:

Bu tasarım sadece günah çıkarmak için üstlendiğimiz sanatsal bir misyona mı hizmet edecek, yoksa gerçek bir yüzleşmeye hep birlikte hazır mıyız?

Geçici bir pavyon yapmanın dayanılmaz hafifliği ve evrensel mimarlık temennileri ile her yerin pavyonunu mu yapacağız; yoksa belki çirkin, hatta çöp yığını görmek pahasına içinde yaşadığımız kentin ‘yer’ ini yapabilecek miyiz?

Sürdürülebilirlik çerçevesi içinde tasarımımızdan arta kalanları kimlerin kullanacağını ve nasıl dönüşeceğini mi belirleyeceğiz; yoksa biz dönüşümün bir parçası olup başkalarının artıklarıyla yeni bir yer kurabilecek miyiz?

Bu tasarım ile önce İstanbul’da, Türkiye’de, daha sonra dünyada sürdürülebilirlik üzerine bilinç oranını bir miktar arttırmamız, insanları bir açılış kokteylinde geçirdikleri zamandan biraz daha uzun düşündürmemiz mümkün olabilecek mi? Yoksa parlak mimarlık dergilerine kapak olacak saman alevi işlerin mi peşindeyiz?

DUYULAR, YER VE AİT OLMA

Bazen hiç olmadık bir yerde ve anda bir düşünce gelir aklınıza. Yolda yürürken bir çocuğun yüzünde kendi çocukluğunuzu görürsünüz, unuttuğunuz sımsıcak bir anınızı hatırlarsınız. Bir sinema çıkışında pasajda bir koku alırsınız,  eski sevgilinizi anımsarsınız, onunla izlediğiniz bir filmin ruh haline bürünürsünüz. Sisli bir günde keskin soğuk ellerinizi hissizleştirirken, öğrencilik yıllarında durakta otobüs beklerken, havadaki ağır kömür kokusunu ve burnunuzu sızlatan soğuğu hatırlar, o ana geri dönersiniz.

İnsan zihni çok karmaşık yörüngelerden, algılardan, duyulardan beslenir…

Adam, sahil yolundan çıkıp antrepolar ve otoparkın içerisinden yapıya doğru ilerliyor..Güneş batmak üzere. Denizin kokusunu alıyor. İleride  yığın halinde istiflenmiş silueti görüyor. Pek bir şeye benzetemiyor. Etrafında ışıklar ve insanlar, biraz da dramatik bir müzik var, içerlerden bir yerlerden gelen. Yığın ona İstanbul’daki pervasız inşaat faaliyetini anımsatıyor. Belirsiz bir yerlerinden içine girip çıkan  insanlar var. Bazıları tanıdık geliyor. Çıkanların yüz ifadeleri farklı farklı. ‘Hurda ve inşaat artıkları mı bunlar?’. Merakla içeri dalıyor. Biraz karanlık bir odadan, çerçevelenmiş denize bakıp düşüncelere dalıyor. Çıkanlardan biri, sessizce ‘ucube’ diye fısıldıyor yanındakine..

DURSUNLU OTEL

Proje Yeri: Dursunlu, ANTAKYA

Proje Tipi: Butik Otel

İşveren: Dursunlu Belediyesi

Proje Tarihi: 2012

İnşaat Alanı: 2.586m²

Ekip: Ömer Selçuk Baz,

Lebriz Atan,

Ece Özdür

Proje Hakkında:

Dursunlu Belediyesi Antakya’ya bağlı ufak ölçekli bir belediyedir. Bölge kent ile kasaba arasında kendine has bir ölçeğe sahiptir.

Dursunlu’da yapılması planlanan Butik Otel Dursunlu- Antakya yoluna hakim bir tepede planlanmaktadır. Tepe ön tarafında uçsuz bucaksız ovaya, arka tarafında masif ve heybetli bir dağa yaslanır. Ova ve dağ arasında kalan bu tepe, bitki örtüsü ve coğrafi özellikleri ile kendine has özel bir karaktere sahiptir. Tasarım tepede olma durumunu, ovaya bakmayı ve dağa yaslanmayı, manzaraya açılmayı ve kapanmayı, dolu olmayı ve şeffaf olmayı…. Tüm bu halleri coğrafyanın ve topografyanın kendine has halleri gibi kendine özel bir şekilde yorumlamakta ve yapısallaştırmaktadır.

Taş duvar geride, dağa doğru yükselir, yapı bu taş duvara yaslanır. Yapay bir dağ gibi, ya da çok önce inşa edilmiş bu duvar aslında tasarımın ayrılmaz bir parçasıdır. Duvar sanki hep oradadır.. Otel restoran ve kalan işlevler ona sonradan yaslanır ve onunla var olurlar…

Yapı kompleksinin iki aşamada yapılması hedeflenmektedir. İlk aşamada servis alanları ve restoran, ikinci aşamada otel, lobi ve destek işlevleri. Tasarım ilk aşamada tepeden çıkan basit bir taş prizma olarak şekillenir. Taş duvarda onunla birlikte belirli bir yüksekliğe kadar inşa edilir. İkinci aşamada otel yapısı taş yapının üzerine oturur ve taş duvar yükselerek nihai şeklini alır.

Taş bir duvar, taş bir baza ve onların üzerinde yükselen basit bir otel yapısından ibarettir tasarım…Yapı görünmekle görünmemek arasında bir yerde var olurken var olduğu coğrafyanın özelliklerine uyan bir tavır sergiler. Çok sonraları belki Dursunlu artık başka bir yer olduğunda da orada yaşayan insanlara orasının bir zamanlar nasıl olduğuna dair ipuçları verebilir.

FORD OTOSAN KARTAL MÜHENDİSLİK MERKEZİ

Proje Yeri: Kartal, İSTANBUL

Proje Tipi: Mühendislik Merkezi

İşveren: FORD Otosan

Proje Tarihi: 2012

İnşaat Alanı: 31.512m²

Ekip: Ömer Selçuk Baz,

Lebriz Atan,

Melek Kılınç,

Ozan Elter,

Ece Özdür,

Ege Battal,

Ayşegül Paşahan,

Gözde Yardımcı

Danışmanlar: Okan Bal, Cemal Omak

Animasyon: M. Cihan Poçan

Statik Projesi: Aycan Balaban

Mekanik Projesi: Moskay Mühendislik

Elektrik Projesi: Berrin Yavuz

 Proje Hakkında:

 YER

İstanbul Kartalda yapılacak olan Ford Mühendislik Merkezi arazisi İstanbul’un önemli hız yollarından Tem otoyolunun kenarında yer alır. Bu hız yolu tam kenarında uzanan farklı ölçeklerde endüstri  yapıları, satış ofisleri ve depolar ile birlikte kendine has(!) bir algı çeşitliliği sunar. Bu anlamda Yapı için seçilen arazi, mevcut Ford deposunun önünde, algıda farklılaşmanın ve görünürlük endişesinin ince, mimari bir çizgide ifade etmek için önemli bir niştir.  Mühendislik merkezi verilen program itibarı ile yoğun ofis kullanımı  destek fonksiyonlarından ve otomobil tasarım stüdyosundan oluşur.

 TASARIMIN KONUSU

 Bu şekliyle esasen yapının varoluş sebebi Design Centre olarak tarif edilebilir. Neticesinde tüm kompleksin varoluş sebebi bu mekandır ve mevcut durumda birçok departmanın bu bölgeye toplanmasını sağlayan işlevde Design Centre dır.

Bu bağlamda Otomobil tasarımı yapılan bir yapı için mimarlık üretmek üzerine düşünülmesi gereken çetin bir problemi tarif eder. Keza otomobil kendi başına estetik ve teknik değerleri olan kendine ait tasarım prensipleri, dinamikleri ile mobil bir makine olarak tarif edilebilir. O halde Otomobil tasarımı yapılan bir yapı nasıl olabilir?

 KAVRAMLAR

Bu anlamda mimari tasarım çerçevesini oluşturmadan önce, zamansızlık, makinenin doğası ve geçmişi, otomobilin dinamikleri ve üretilme prensipleri üzerine düşünmek gerekir.

Tasarım ile birlikte zamansız, yalın okunaklı (clean and leen) çizgileri olan, kendini direkt ifade edebilen işlevsel bir yapı talep edilmektedir. O halde zamansız bir yapı nasıl olur ile başlayan ve otomobilin dinamiklerini irdeleyen bir analizi yapılmalıdır mimar. Bu anlamda mimarlık ve tasarım, mühendislik nesnesi olarak otomobili kıyaslayalım…

Zamansız; Zaman prensip olarak teknolojiyi, dolayısıyla malzemeyi ve dokuyu değiştirir. Değişmeyen şey aslında mekanların yada tasarımların insanlarda uyandırdıkları histir. Bazı tasarımlar binlerce yıl aynı şekilde varlıklarını sürdürürler yada bazı yapılar üzerinden yüzlerce yıl geçse de benzer prensiplerle farklı malzeme ve teknolojilerle üretilirler. Zamansız bir yapı, otomobil yada tasarım nesnesi üretip üretmediğimizin kararını yine zaman verir…

Makine; Makine doğası gereği işleyen parçalardan oluşan bir enerji türünü başka bir enerjiye dönüştüren bir düzenek olarak tarif ediliyor. Bu tanımın ötesinden makine sadece gerektiği kadar parçadan oluşan, üretim prensibi itibarı ile ergonomik ve kompakt olmak zorunda olan bir amaca yönelik düzenektir. Bu bakış ile birlikte aslında buhar makinesinin icadı ve endüstri  devrimi ile makine son 300 yıl içerinde insanoğlunun hayatını tamamen değiştiriştir. Mimarlıkta bu değişimden etkilenmiştir. Makinenin işleyiş ve üretim şekli  çok farklı yorumlarla mimarlık dünyasına ilham vermiştir.

 Otomobil; Otomobil aslında amacı karada hareket olan bir makinedir ve bu anlamda bir makinenin taşıması gereken özellikleri taşır. Amacına uygun ergonomisi ile olabildiğince kompakttır, gereksiz hiçbir parçası yoktur ve kusursuz şekilde çalışması hedeflenir. Bunlara ek olarak otomobil, hareket etmek için tasarlanmıştır. Hareket ile birlikte otomobil zemin ile benzersiz bir ilişki kurar ve bu ilişki ile birlikte gövdesinin aerodinamik özellikleri ön plana çıkar. Mimarlık içinde zemin ilişkisi çok kritik bir ilişkidir, bir yapıya zeminden gerilir ve yapı toprağa oradan bağlanır.  Zemin olmaksızın mimarlık olamaz. Yapılar otomobiller gibi hareket  etmezler ama buna karşın yapıların içlerinde hareket eden bir hayat vardır.

 TASARIM

Tüm benzer ve ayrı noktaları irdeledikten sonra ‘O halde otomobil tasarımı yapılan bir yapı nasıl olabilir?’ sorusuna daha direkt bir cevap vermek mümkün olabilir.

Bu anlamda bir yapı yapıdır bir otomobilde otomobil… ancak doğaları üretim biçimleri kullanım şekilleri düşünüldüğünde birbirlerinden öğrenecekleri şeyler vardır.

Tasarım  olabildiğince kompakt, alanı verimli kullanan, içinde insanın olduğu, fazladan parçası olmayan ve makine gibi işlemek üzerine kurgulanmıştır. Zemin ve alt zemin ilişklilerinin ayrışması, otomobil gibi tekil bir defada algılanabilen bir imgesi olması, hareket etmeyen ancak önünde bulunan hız yolunun ve içindeki yatay hareketin cephesinde şekillendirebilecek bir imge kurması tasarımın temel hedefidir.

Yapı bu çerçevede zemin üzerinde 3 kat ve bir alt zemin kattan oluşur. Ana kitle mümkün olduğunca geriye depo yapısına doğru yaslanarak önünde geniş bir yeşil alan oluşturmayı hedefler. Bu yeşil alanın altında yayılan alt zemin kat içerisinde design stüdyo, yemekhane, teknik hacimler ve bazı destek hacimleri yer alır.

Yapıya giriş doğu cephesinden  Hasan Basri caddesinden gerçekleşir. Yapı  kesitte 2 temel bölgeden oluşur;

1- Girişin gerçekleştiği zemin kat ve ilişkili olduğu alt zemin bölümü

2- Girişin üzerine yerleştirilen 3 katlı  yekpare yapı algısı ile ofisler , toplantı odaları.

üç katlı ofis düzemi alt katlardan yapısal  etkisi ile koparılmış ve giriş bu bölünün altında boşaltılan kattan gerçekleştirilmiştir. Tasarımın var olma nedeni olan design stüdyo girişe doğru itilerek ofis yapısının altında yüzen bir obje olarak tasarlanmıştır.  Böylece giriş, zemin kat ve alt zemin kat, onun üzerinde yüzen 3 katlı ofis bloğu ve design stüdyonun kesişimindeki bir mekandan gerçekleşir.

Alt zemin kat olarak adlandırılan bodrum kata açılan avlular ve yarıklarla ışık ve hava ihtiyacı karşılanır. Böylece söz konusu alt zemin kat içerinde ofis birimlerinin çözüldüğü dış mekanla bütünleşen bir düzlem olarak kullanılabilecektir.

Zemin kat, giriş ve ofis alanları için ayrılmıştır. Bu katta yer yer açılan boşluklar alt zemin katın daha çok ışık ve hava almasına olanak sağlar. Bu anlamda zemin kat ve alt zemin katın tasarım çerçevesinde bir yapı bölgesi olarak düşünüldüğü söylenebilir. Bu ilişki aslında yapı kompleksinin zemin ile kuracağı kopma ilişkisini şekillendirir.

Plan kurgusunda oluşturulan lineer atrium sayesinde yapı ana sirkülasyon alanları ışık alırlar ayrıca tüm çekirdek asansör ıslak hacim, toplantı odaları ve canlı arşivler bu atriuma paralel bir blok olarak yerleştirilmiştir. Böylece temiz bir sirkülasyon ve servis alanı oluşturulurken esnek ve aydınlık ofis çalışma alanları elde etmek mümkün olabilecektir.

ÇANAKKALE YAYIN KULESİ

Proje Yeri: ÇANAKKALE

Proje Tipi: Radyo – TV Kulesi

İşveren: Çanakkale İl Özel İdaresi

Proje Tarihi: 2013

İnşaat Alanı: 3.030m²

Ekip: Ömer Selçuk Baz,

Ece Özdür,

Lebriz Atan,

Cihan Poçan

Statik Projesi: Fonksiyon Mühendislik

 

T.C. HATAY İL GENEL MECLİSİ VE İL ÖZEL İDARESİ HİZMET BİNASI ULUSAL MİMARİ PROJE YARIŞMASI

 

Proje Tipi: Hizmet Binası

Proje Yeri: Hatay

Proje Tarihi: 2011

İnşaat Alanı: 19.977 m2

Ekip: Ömer Selçuk Baz,

Okan Bal,

Melek Kılınç,

Ece Özdür,

Ege Battal,

Ozan Elter

Mimari İllüstrasyon: Cihan Poçan

Proje Hakkında:

Eski Antakya’nın dar sokaklarında dolaşırken kendinizi kuşatılmış hissedersiniz. Bugünün mekanları değildir bu mekanlar anlarsınız hemen. Habib Neccar dağının eteklerinde yavaş yavaş yukarı doğru yürürken çıkmaz sokakları sokaklara açılan evleri görürsünüz. Avlularda limon ve turunç ağaçlarını… Eskiden kayrak taşı kaplı sokaklarında her an kaybolacakmış gibi dolaşırken bir anda kurtuluş caddesine çıkarsınız, bir simitçinin önünde kahve–çay molası verirsiniz.

Eski Antakya’nın sokakları evleri,  evlerinin içindeki havuş (hayat-avlu)ları size başka bir dünyayı, artık üretemeyeceğimiz, çoktan kaybolmuş  gibi görünen bir dünyayı anlatır. Taş duvarlar çıkmaz sokakların üstünde buluşan çatılar, avlulardan fışkıran ağaçlar… Her köşeyi döndüğünüzde nereye varacağım merakı… Arada dar sokaktan ulaşılan biraz genişçe bir meydancık…

İnsanı iyi hissettirir, size çok yakın gelir. Hızla akıp giden hayatın yavaşladığı bazen durduğu bir yerdir burası. Sokaklarında yürüyüp giderken yanınızdan dar geçişlerinin avlularına ulaştığı  eski Antakya evleri, size geçmişte içinizde bir yerlerde kalan sizden bir parçayı anımsatır…

Tasarım yaklaşımı

Tasarım Ulucami önünden köprü ile Cumhuriyet Caddesine bağlanan Antakya’nın önemli arterlerinden bir olan Cumhuriyet Caddesi üzerinde yer alır. Tasarımın temel kurgusu eski Antakya evlerinin ve kentsel dokusunun mekansal kalite ve ölçek olarak nasıl bugüne adapte edilebileceği konusunu irdelemektir.

Günümüzde mimari eğilimler çoğu kez yeniden bir şeyler bulmak olguları ve tasarımları baştan kurgulamak üzerine odaklanır. Oysa aslında üretilen her şeyin zaten yapılmış kurgulanmış geçmiş ile bağı olduğu bir gerçektir. İnsanoğlu bu anlamda yaptıklarının üzerine yeni düşünceler koyarak  ürettiklerini geliştirmektedir. Böylece bu gelişimde zaman çizgisi üzerinde oluşan  sürekliliği algılamak mümkün olur.

Bu süreklilik prensibi mimarlık için de geçerlidir. Mekan karakteri, ölçü proporsiyon malzeme ve yapı tekniği, kullanım alışkanlıkları kuşaktan kuşağa geçen ve giderek gelişip evrilen kavramlar olmalıdır. Oysa birçok alanda olduğu gibi mimarlık içinde bu kazanımların idealler dünyasında olması gerektiği gibi geliştirilmediği ve kullanılamadığını görüyoruz. Özellikle kentleşmenin giderek artan ivmesi ve hızlı yapılaşma uğruna feda edilen yüzyılların kazanımları, içinde bulunduğumuz ve geçmiş yüzyılın en acımasız tahribatları olmalı.

Tasarım bu anlamda bahsedilen sürekliliğin sağlanabilmesi adına, Antakya’nın avlulu eski dokusuna referans veren, onun modern ve günümüz ihtiyaçlarına uyarlanmış bir durumunu etüd etmeyi amaçlamaktadır. Bu etüd iklimsel, coğrafi, sosyal ve bazı teknik sebebler ile oluşmuş ve benzerlerinin Türkiye coğrafyasında izleyebildiğimiz bir tipolojinin yarışma projesi programı ve doğasına adapte edilmesi ve dönüştürülmesini de gerekli kılmaktadır.

Bu tasarım yaklaşımı tarihi bir dokunun ithal edilmesi olarak algılanmamalıdır. Aksine bahsedilen hızlı tüketim ve üretim sebebi ile unutulan bir tipolojiyi yeniden kendi dinamikleri ile yorumlayan, yere özgü bir sonuca varmayı hedefleyen  bir tasarım kurgulanmıştır.

Kentsel Yaklaşım

Yapı adası Cumhuriyet Caddesine 250 m uzunluğunda bir cephe vermektedir. Cumhuriyet Caddesi doğrultusu Eski Antakya dokusunun içerinden çıkıp, Meclis müze, postahane tarafından kuşatılmış göbeği geçip tasarıma konu olan Adanın önünden  geçer. Bu yol bir ucunda devlet hastanesinde olduğu Antakya’nın gelişme arterlerinden birisidir.

Tasarım kapsamında bu cadde kaldırım hattı ve ön meydan ayrımı kaldırılmış ve lineer büyük bir meydan kurgulanmıştır. Yapıya yay girişleri bu meydan üzerinden gerçekleşecektir. Tasarımın kentsel anlamda kurguladığı  açık alan Cumhuriyet caddesi ile bütünleşen kentsel bir niş üretmek olmuştur.

Tasarım

Yapı tüm ofis ve meclis işlevlerini yer üzerinde yayılı 2 kat içerisinde çözülmüştür. Ayrıca eğimden faydalanılarak oluşturulan teknik, arşiv ve otoparkın yer aldığı bir yarı gömülü bir bodrum kat bulunmaktadır.

Yapı 170*60 m ebatlarında bir dikdörtgenler prizmasıdır. Mevcut ağaç dokusu yapıyı şekillendiren temel unsurlardandır. Yapıya 2 ana giriş ağaç dokusunun konumlanmasından da faydalanılarak oluşturulmuştur.  Mevcut ağaç dokusuna istinaden yapıda açılan boşlular iç mekanlarda ışıklanma konforunu arttırırken yapıya ana girişleri de böylece tanımlamış olur.

Yapı içerisinde tüm ana ulaşımların sağlanabileceği lineer bir iç sokak kurgulanmıştır. Bu iç sokak üzerinden tüm düşey çekirdeklere ulaşmak mümkündür. Daha sonra gruplanan işlev demetleri  bu lineer iç sokak çevresine iç avlular ile birlikte yerleştirilmiştir.

Ofis alanları, direkt dış cepheden yada avlu cephelerinden aydınlanırlar. İç koridor ve ulaşım sistemi de her işlev gurubu için ayrı bölümler olarak tasarlanmıştır.

Tasarım tüm bahsedilen kriterleri ile son derece basit prensiplere dayanılarak  oluşturuldu.

Kentli’nin kullanabileceği ve kendini iç sokaklarında avlularında sürpriz meydancıklarında iyi hissedeceği. Biraz belki kendini bulabileceği, bahçesinde soluklanabileceği, bir mekan tasarlamak hedeflendi.

UŞAK BELEDİYESİ HİZMET BİNASI

 

Proje Yeri:                          UŞAK

Proje Tipi:                           Kamusal Yapı

İşveren:                               Uşak  Belediyesi

Proje Tarihi:                       2013

İnşaat Alanı:                       7.707m²

Ekip:                                      Ömer Selçuk Baz, Şehri Kaygısız, Lebriz Atan, Ece Özdür, Ege Battal, Cihan Poçan

Statik Projesi:                   Fonksiyon Mühendislik

Mekanik Projesi:             Mehmet YILMAZ

Elektrik Projesi:                               Kemal Ovacık

Proje Hakkında:

Uşak Kent gelişimi son 50 yılda doğu-batı doğrultusunda uzanan transit araç yolu tarafından yönlendirilmiştir. Tarihi kent merkezi yolun güçlü çekim gücü ile birlikte  Gazi Bulvarına doğru çekilmiş ve kentin gelişme yönü coğrafi kısıtlamalar ile birlikte güney yönüne doğru olmuştur.

Bu çerçevede yarışma için söz konusu alanında içinde bulunduğu cumhuriyet döneminin ilk sanayi yerleşimlerinden bazıları yol ile kent merkezi arasındaki bölgeye sıkışmıştır. Bu bölge kentin büyümesi ile birlikte neredeyse kent içi bir alana dönüşmüştür. Uşak Belediyesi yaptığı kentsel dönüşüm projesi ile alanı  kente kazandırabilecek düzenlemeler yapmıştır.

Ancak bu adım ile birlikte var olan dokuyu tamamen yok ederek kent içine, yabancı, dağınık ve gevşek açık alan tanımı yapan bir masterplan çalışması yapılmıştır. Kentlerin hafızaları ve dokuları yüzyıllar içinde ve çok zor şekillenirler. Özellikle hızla büyüyen Türk kentleri gerçek anlamda kentliyle bütünleşen aidiyet duygusu üreten mekanlar üretmekte zorlanmaktadır. Bu olgu çok zor yeşeren ve mutlak surette bir kentsel hafıza sürekliliği gerektiren dayanaklar aramaktadır. Oysa üretilen masterplan verisi olmayan bir uydu yerleşim gibi kentin orta yerine oturmaktadır.

Uşak şehri belki iklimsel özellikleri dolayısıyla da az oranda yeşil dokunun yer aldığı bir kent olarak göze çarpmaktadır. Bu çerçevede nispeten dağınık bloklardan oluşan ve yeşil alanı çoğaltan bir yerleşim stratejisi doğru gibi görünmektedir. Ancak esas sorunlu olan nokta bu açık alan hiyerarşisinin gerçek bir kentsel alan tanımlayamıyor, sadece birbirine akan peyzaj öbekleri ve bahçeler tanımlıyor oluşudur. Bu yoğunlukta bir şehir dokusundan bir gabari, cadde sokak hattı ilişkisi ve dengeli bir açık alan ilişkisi kurması beklenmektedir. Bu çerçevede sadece açık alan , park, yeşil alan kurgularının nitelikli bir kentsel çevre üretmede yeterli olamayacağı açıktır.

Bu noktadan hareketle belki belediye binası ile kısıtlı gibi görünen tasarım problemini, kentsel ölçekte tutarlı bir bağlam üzerinden kurgulanacak güçlü bir kamusal alan olarak algılıyoruz. Kentsel dönüşümün omurgasında yer alan Dokuz Sele Deresi büyük ölçekte kentin farklı noktalarını birbirine bağlayan bir rekreasyon hattı olabilmelidir. Bu bağlamda dere eski kent merkezine kadar üzeri açılarak doğal peyzaj ile birlikte kenti kuzey-batı/ güney-doğu istikametini bağlayan bir kentsel eleman olarak kullanılabilir. Tasarım ile birlikte Dere tamamen doğal, neredeyse yabani bir peyzaj eşliğinde hareket eden coşkun bir peyzaj demeti olarak düşünülmüştür.

Bu şekliyle dere bir peyzaj bağlacı olarak ticaret aksına ve kent merkezine uzanmalıdır. Ancak mevcut peyzaj önerisinden farklı olarak, dere ile birlikte hareket eden bir yeşil rekreasyon koridoru önerilmektedir. Tam bu noktada Belediye için ayrılan alan aslında bu yeşil koridora mesnetlenen bir niş gibi algılanmalıdır.

Böylece Belediye, şehri kuzey-güney istikametinde bağlayan bir rekreasyon hattına güçlü bir şekilde bağlanan bir yapı ve açık alan silsilesi olabilir. Bu temel kurgunun altında yapı ‘Yapıdan Peyzaja, Peyzajdan Yapıya’ ilkesi ile şekillendirilmiştir. Belediye yapısı programın gerektirdiği parçalara bölünmüş , ve bu parçalar anlamlı bir bütün oluşturacak şekilde kotlara bölünerek çözümlenmişlerdir. Bu büyük ve küçük ilişkisi peyzaja doğru insan ölçeğine inen, caddeye doğru kent ölçeğini yakalayan bir sitem olarak çalışmaktadır.

Yapı dere ve park cephesinden bakıldığında peyzajın bir uzantısı gibi, peyzajdan koparak oluşmuş istifler gibi algılanırken. Yol cephesinden bakıldığında  daha monoblok, kentsel bir karakter sunabilmektedir.

Nispeten az yeşil alanı olan Uşak kentinde, Belediye binası gibi örnek teşkil edebilecek bir yapının peyzaj ve yeşil alan kurma stratejileri ile şekillendirebilmek ve bunu görünür kılmak önemli bir adım olduğunu düşünüyoruz. Ayrıca Belediye gibi kenti yöneten bir kurumun şeffaflık, demokratiklik ve çoğulculuk gibi kavramların bir mimari dil ile temsil edilebiliyor olabilmesini değerli görüyoruz.

TASARIMIN HEDEFLERİ ŞUNLARDIR;

-ÜST ÖLÇEKTE KENT DİNAMİKLERİNE PARALEL BAĞLANTILAR KURABİLMEK

-TİCARET AKSI OLARAK ÇALIŞAN İSMET PAŞA CAD. VE TARİHİ KENT MERKEZİ İLE BİR REKREASYON KORİDORU OLARAK DERE YARDIMIYLA BAĞLANTI KURMAK

-KENTSEL DÖNÜŞÜM ALANINI DERE VE PEYZAJ İLE DÖNÜŞTÜRMEK

-BELEDİYE ALANINI BÜYÜK ÖLÇEKTE ,DERE VE PEYZAJA EKLEMLENMİŞ GÜÇLÜ BİR KAMUSAL ALAN OLARAK KURGULAMAK

-KENTTE NİSPETEN AZ OLAN YEŞİL ALAN SEVİYESİNİ BELEDİYE BİNASI İLE GÖRÜNÜR ŞEKİLDE ARTTIRIRKEN ,YEŞİL DOKU İLE YAPIYI İÇ İÇE ÇÖZÜMLEMEK.

-‘PEYZAJDAN YAPIYA, YAPIDAN PEYZAJA’ İLKESİYLE TEMEL KARARI YAPI YAPMAKTAN ÇOK PEYZAJ YAPMAK OLAN BİR TASARIM ÜRETMEK

– İNSAN ÖLÇEĞİNDEN, PARK ÖLÇEĞİNDEN,  KENT ÖLÇEĞİNE, SOKAK VE CADDE ÖLÇEĞİNE GEÇEBİLECEK ALTERNATİF , ÇOĞULCU BİR MİMARLIK DİLİ KURABİLMEK.

HATAY – SAMANDAĞ TOPLU KONUT PROJESİ

Proje Yeri: Samandağ, Hatay

Proje Tipi: Sosyal Konut

İşveren: Samandağ Belediyesi

Proje Tarihi: 2012

İnşaat  Tarihi: 2013- Yapım Aşamasında

İnşaat Alanı: 8.143m²

Ekip: Ömer Selçuk Baz,

Okan Bal,

Ozan Elter,

Ege Battal,

Melek Kılınç,

Ece Özdür,

Cihan Poçan

Statik Projesi: Fonksiyon Mühendislik

Mekanik Projesi:  Moskay Mühendislik

Elektrik Projesi: Öneren Proje Mühendislik

Aydınlatma Projesi: Öneren Proje Mühendislik

Proje Hakkında:

Samandağ Hatay’ın güneyinde yer alan, Akdeniz’e sahili olan bir yerleşimdir. Yeleşim özünde tarıma dayalı bir kültürün inşa ediş refleksleri ile bugüne kadar şekillenmiştir. Bu biçimlenme aslında neredeyse kendiliğinden gelişmiş bir kentsel doku eşliğinde oluşur. Caddeler, sokaklar, yollar, tarım alanları, bahçeler ve denize yakın ama denizden kopuk bir yerleşim.

Bu tür gerçek bir kent dokusu üretemeyen, kendi ölçeği ile barışık yerleşimler kuramayan kent parçalarına aslında Türkiye’nin birçok yerinde rastlamak mümkündür.  Kendi ölçeğini ve dokusunu kurabilmek ve kendine özgü bir yerleşim olabilmek,  bir miktar kentlilikle, yeri-toprağı benimsemekle ve en önemlisi doğru ve toplum dokusuna uygun planlama kararları ile mümkün olabilir.

Bu çerçevede  sürdürülebilir bir sisteme dönüşebilmesi için yıllar sürecek kararlı bir sürece ihtiyaç duyulacaktır.

‘Bu süreç boyunca takip edilecek yol nasıl bir yol olmalıdır?’ sorusu, belki konusu sadece sosyal konut projesi olan böyle bir tasarıma yüklenecek ağır bir yük olabilir. Ancak elbette parçadan bütüne ulaşabilmek adına anlamlı bir adım olması bir başlangıç tarif etmesi de mümkündür.

Bu doğrultuda yeni tasarlanan sosyal konut projesi, Yerle ilişki çerçevesinde iklimsel ve sosyal konuları kendine en önemli referans olarak almalıdır. Sosyal konut ve hatta sosyal kent, bırakın Hatay ölçeğini Türkiye ölçeğinde dahi gerçek anlamda henüz tartışılmayan bir konudur. Büyük şehirlerde üretilen devasa konut kompleksleri kentle bağı tamamen koparılmış, tamamen kazanç ve satış odaklı, belirli sosyal sınıflara hitap eden afili yapıları tarif etmektedir.

Devlet eliyle üretilen konutlar dahi mahalle ölçeğini ve sosyal unsurları hiçe sayarak konut üretimini sadece çokluk ve nicelik penceresinden bakmaya devam etmektedir. Oysa Türkiye  dünya ölçeğinde her ne kadar küçük bir coğrafya olarak görünse de kendi içinde farklı ve çeşitli unsurlar, kültürler içerir. Ancak konut gibi en çok imal edilen yapı türlerinin bu anlamda bu çeşitliliği yansıttığını ülkemiz adına söyleyemeyiz.

Tasarım tespit edilen tüm bu problemlere saf ve doğrudan bir cevap vermeye çalışmaktadır. Sade, kolay uygulanabilir, yeteri kadar mahremiyet sağlayan, iklimsel ve coğrafi etkileri kendine referans alan, sosyal dokunun kullanım alışkanlıklarını sürdüren ve gelişecek kent dokusu içinde bir başlangıç olabilecek nitelikte bir yapı üretmek ana hedeftir.

Tasarımın kentsel ölçekteki en temel kararı bir çevreleyen blok (perimeter blok) oluşturmaktır. Bu strateji aslında iyi şekillenmeyen ve şekillenmesi de uzun bir süre daha devam edecek kentsel dokuyu yönlendirmek ve şekillenme sürecinde bir referans olmak amacıyla kullanılmıştır. Böyle bir tasarımda izlenecek en kötü yol, birbirinden bağımsız bloklar kurarak ayrık nizam alışılmış bir yerleşim oluşturmaktır. Bu tür bir yerleşim kentsel boşluğu tanımlayamayacağı için uzun sürecek doku oluşumu sürecinde ne gerçek bir kentsel mekan kurabilecektir, ne de bloklar tarafından iyi tanımlanmış kısmen kendine özel bir iç mekan…

Bu çevreleyen blok hiçbir şekilde izole ve girilmez bir mekan tanımlamaz. Blok altlarından ve mesnet noktalarında açılan boşluklardan iç avluya giriş her zaman mümkündür. Bu giriş çıkışlar kent içine bir yerden bir yere ulaşmak amacıyla kestirme geçiş kullanımları şeklinde olabileceği gibi, iç avluda yer alan yeşil alan kullanımına da hitap edecektir. Ayrıca blok mesnet noktalarında yer alan çok amaçlı salon ve bakkal gibi mekanlar iç avlunun yaşayan, kentliler tarafından kullanılan bir mekan olmasına yardımcı olacaktır.

Bu şekliyle sosyal konut yerleşimi kendi içinde avlusu olan serbest ve kontrollü geçiş olasılıklarını tasarlamış bir kentsel blok olarak algılanabilir.

Konut tipolojileri 8 katlı bloklarda yer alan değişik kurgularda 2+1 ve 3+1 konutlardan ve bu blokları bir zincir şeklinde birbirine bağlayan iç avlulu ve bahçeli 3+1 konutlardan oluşmaktadır. Avlulu konutlar Antakya’nın tarihi dokusunda yer alan hayatlı (havuşlu) konutlar baz alınarak, yerel bir tipolojinin günümüze adaptasyonu şeklinde tasarlanmıştır.

İç avluda yer alan çocuk oyun alanları ve oturma alanları kamusal kullanıma açık olarak tasarlanmıştır. Ayrıca avlulu ve blok konutlarının bahçe katları bireysel bahçe kullanımını mümkün kılacak şekilde peyzajla şekillendirilmiştir.

İç avluda tasarlanan peyzaj Samandağ bölgesinin karakteristiğini yansıtacak şekilde kurgulanmıştır. Turunç ağaçları, zeytin ağaçları ve çam ağaçlarından oluşan peyzaj, yine az bakım gerektiren yer örtücü bitkilerle desteklenmiştir.

“DENİZLİ MOLLA DERESİ PARKI” ve YAKIN ÇEVRESİ KENTSEL TASARIM PROJESİ

Proje Yeri: Denizli

Proje Tipi: Kentsel tasarım

İşveren: Denzili Belediyesi

Proje Tarihi: 2011

İnşaat Alanı: 4900m ²

Ekip: Ömer Selçuk Baz,

Okan Bal,

Ece Özdur,

Ozan Elter,

Ege Battal,

Melek Kılınıç

 Proje Hakkında:

Denizli Molla Deresi bölgesi, Denizli kent merkezinin kuzeyinde yer alan , dağ eteklerinden kente uzanan vadiler sistematiğinin bir parçasıdır.

Bölge dere yatağı niteliğinde iken dere niteliğinin kaybolması sebebi öne sürülerek bugüne kadar sadece bir park alanı olarak düşünülmüştür. Oysa bölgede yapılan çalışmalarda halen yoğun yağışlarda su yatağının oluştuğu bilgisi alınmıştır.

Bölgesin şu andaki durumu; Kentsel dokuya mesafesi ve ulaşım olanakları çok güçlü ancak nitelik ve nicelik açısından dönüşüme gerek duyan bir alan konumundadır. Park alanı olarak ilan edilen  alanın  önemli bir bölümü işgal edilmiştir.

Yapılan çalışmalarda park alanı olarak belirlenen bölgenin dönüşüm için tek başına yeterli olamayacağı  yakın çevrensinde  nitelik ve nicelik olarak değişmesi gerektiği ve bu değişimin sınırlarının tasarımcılar tarafından kararlaştırılması gerektiği tartışılmıştır.

Kentsel Yaklaşım

Tasarım yapılırken  oluşturulan ilk analizler mevcut doku yoğunlukları ve çevre ulaşım imkanları ile ilgili olmuştur. Özellikle kentsel askların , arterlerin arazi ile ilişkileri yaklaşım olanakları irdelenmiş ve potansiyeller belirlenmiştir.  Bu anlamda tespit edilen potansiyeller önemli doğrultuların tasarım alnına dokunma yüzeylerinde oluşturacağı etkiler daha sonra tasarıma nasıl etki edebileceği etüd edilmiştir.

Büyük ölçekte Denizliye bakıldığında ve ulaşım olanakları gözetildiğinde  Molla Deresi bölgesinin ve parkın etrafında ne kadar alanın dönüşmesine ihtiyacı olduğu tespit edilmiş ve dönüşümün gerçekleşmesi gereken çerçeve tespit edilmiştir.

Bu noktadan sonra tasarım için elde edilen potansiyeller ile birlikte önemli buluna prensipler belirlenmiştir. Bunlar 4 başlıkta toplanmıştır;

1-      Yüzeyin dönüşümü

2-      Kentsel geçirgenlik

3-      Geçiş Karakteri

4-      Park

Tasarın ile birlikte önerilen  çözüm park etrafında dönüştürülecek kentsel doku ile Denizliye, Denizlililere nitelikle Yeşil ve Kentsel alanların kazandırılmasıdır. Molla Deresi parkının tek başına değişmesi ve dönüşmesi bahsedilen kentsel kalitenin oluşması için yeterli değildir. Bu kentsel kalitenin oluşması için çevre dokunun kentsel karakterin iyileşmesi ve örnek bir noktaya gelmesi hedeflenmektedir. Park ve etrafında oluşacak geçirgen doku  mevcut kentsel doku ile  ilişkiler güçlendirecek ve kullanım olasılıklarını ve şekillerini zenginleştirecektir.

1-Yüzeyin Dönüşümü

Yüzeyin dönüşümü , dönüşümün başlangıcıdır. Mevcut arterlerden ve dokudan tasarım alanına ilk temas bu yüzey üzerinden olacaktır. Bu anlamda belirlenen ana  ve ikincil odaklardan proje alanına girişler geçişler kurgulanmıştır. Bazı bölgelerde büyük açık alanlar meydanlar bazı bölgelerde ise yeşil alanlar ve parklarla kentsel potansiyellere referanslar verilmiştir.

2-Kentsel Geçirgenlik

Kentsel tasarım yüzeyinde değişim ve dönüşümün 2. adımı kentsel geçirgenlik olarak belirlenmiştir. Park ve kentsel doku arasında belirli arterler belirlenmiş ve yaya  yada motorlu taşıt ile geçiş bölgeleri önerilmiştir. Bu geçiş  esnasında kentsel doku yavaş yavaş dönüşüp daha kırsal karakterde bir silüetin hakim olduğu bir dokuya doğru evrilmesi hedeflenmiştir.

3-Geçiş Karakteri

Geçiş karakteri  daha büyük ebatlı  bloklardan, orta ölçekli apartman ‘a ve daha sonra bahçeli ev tipolojisine geçişi tarif etmektedir. Bu geçiş aslında temsili olarak kentsel  ölçekte ve karakterde yapılaşmadan kırsal ölçekteki karaktere ve yeşil alana doğru evrilen bir skalayı temsi etmektedir.

4-Park

Tasarımın esas hedefi olan park aslında  böylece kenarında alçak katlı bahçeli ev düzenlerinin olduğu seyrek yapılaşan bir alandan dış kenarlarına doğru daha yüksek yapılar ile kuşatılmış olur.  Bu değişen boyutlarda yapı gurupları ve tipolojileri ile kuşatılmış alan parkın yaşaması ve park ile birlikte çevre kentsel dokunun ve öneri kentsel dokunun canlılığını koruması içinde bir dinamik oluşturur.

Park içerisinde belirli aralıklarla oluşturulan  odak noktaları farklı işlevleri ile parkın çeşitli zamanlarda farklı aktiviteler ile hem parkın yaşayan bir yer olmasını hem de tasarlanan kentsel doku ile ilişkisin güçlü olmasını sağlar.

 

UŞAK BELEDİYESİ HİZMET BİNASI

Proje Yeri: UŞAK

Proje Tipi: Kamusal Yapı

İşveren: Uşak  Belediyesi

Proje Tarihi: 2013

İnşaat Alanı: 7.707m²

Ekip: Ömer Selçuk Baz,

Şehri Kaygısız,

Lebriz Atan,

Ece Özdür,

Ege Battal,

Cihan Poçan

Statik Projesi: Fonksiyon Mühendislik

Mekanik Projesi: Mehmet YILMAZ

Elektrik Projesi: Kemal Ovacık

Proje Hakkında:

Uşak Kent gelişimi son 50 yılda doğu-batı doğrultusunda uzanan transit araç yolu tarafından yönlendirilmiştir. Tarihi kent merkezi yolun güçlü çekim gücü ile birlikte  Gazi Bulvarına doğru çekilmiş ve kentin gelişme yönü coğrafi kısıtlamalar ile birlikte güney yönüne doğru olmuştur.

Bu çerçevede yarışma için söz konusu alanında içinde bulunduğu cumhuriyet döneminin ilk sanayi yerleşimlerinden bazıları yol ile kent merkezi arasındaki bölgeye sıkışmıştır. Bu bölge kentin büyümesi ile birlikte neredeyse kent içi bir alana dönüşmüştür. Uşak Belediyesi yaptığı kentsel dönüşüm projesi ile alanı  kente kazandırabilecek düzenlemeler yapmıştır.

Ancak bu adım ile birlikte var olan dokuyu tamamen yok ederek kent içine, yabancı, dağınık ve gevşek açık alan tanımı yapan bir masterplan çalışması yapılmıştır. Kentlerin hafızaları ve dokuları yüzyıllar içinde ve çok zor şekillenirler. Özellikle hızla büyüyen Türk kentleri gerçek anlamda kentliyle bütünleşen aidiyet duygusu üreten mekanlar üretmekte zorlanmaktadır. Bu olgu çok zor yeşeren ve mutlak surette bir kentsel hafıza sürekliliği gerektiren dayanaklar aramaktadır. Oysa üretilen masterplan verisi olmayan bir uydu yerleşim gibi kentin orta yerine oturmaktadır.

Uşak şehri belki iklimsel özellikleri dolayısıyla da az oranda yeşil dokunun yer aldığı bir kent olarak göze çarpmaktadır. Bu çerçevede nispeten dağınık bloklardan oluşan ve yeşil alanı çoğaltan bir yerleşim stratejisi doğru gibi görünmektedir. Ancak esas sorunlu olan nokta bu açık alan hiyerarşisinin gerçek bir kentsel alan tanımlayamıyor, sadece birbirine akan peyzaj öbekleri ve bahçeler tanımlıyor oluşudur. Bu yoğunlukta bir şehir dokusundan bir gabari, cadde sokak hattı ilişkisi ve dengeli bir açık alan ilişkisi kurması beklenmektedir. Bu çerçevede sadece açık alan, park, yeşil alan kurgularının nitelikli bir kentsel çevre üretmede yeterli olamayacağı açıktır.

Bu noktadan hareketle belki belediye binası ile kısıtlı gibi görünen tasarım problemini, kentsel ölçekte tutarlı bir bağlam üzerinden kurgulanacak güçlü bir kamusal alan olarak algılıyoruz. Kentsel dönüşümün omurgasında yer alan Dokuz Sele Deresi büyük ölçekte kentin farklı noktalarını birbirine bağlayan bir rekreasyon hattı olabilmelidir. Bu bağlamda dere eski kent merkezine kadar üzeri açılarak doğal peyzaj ile birlikte kenti kuzey-batı/güney-doğu istikametini bağlayan bir kentsel eleman olarak kullanılabilir. Tasarım ile birlikte Dere tamamen doğal, neredeyse yabani bir peyzaj eşliğinde hareket eden coşkun bir peyzaj demeti olarak düşünülmüştür.

Bu şekliyle dere bir peyzaj bağlacı olarak ticaret aksına ve kent merkezine uzanmalıdır. Ancak mevcut peyzaj önerisinden farklı olarak, dere ile birlikte hareket eden bir yeşil rekreasyon koridoru önerilmektedir. Tam bu noktada Belediye için ayrılan alan aslında bu yeşil koridora mesnetlenen bir niş gibi algılanmalıdır.

Böylece Belediye, şehri kuzey-güney istikametinde bağlayan bir rekreasyon hattına güçlü bir şekilde bağlanan bir yapı ve açık alan silsilesi olabilir. Bu temel kurgunun altında yapı ‘Yapıdan Peyzaja, Peyzajdan Yapıya’ ilkesi ile şekillendirilmiştir. Belediye yapısı programın gerektirdiği parçalara bölünmüş , ve bu parçalar anlamlı bir bütün oluşturacak şekilde kotlara bölünerek çözümlenmişlerdir. Bu büyük ve küçük ilişkisi peyzaja doğru insan ölçeğine inen, caddeye doğru kent ölçeğini yakalayan bir sitem olarak çalışmaktadır.

Yapı dere ve park cephesinden bakıldığında peyzajın bir uzantısı gibi, peyzajdan koparak oluşmuş istifler gibi algılanırken. Yol cephesinden bakıldığında  daha monoblok, kentsel bir karakter sunabilmektedir.

Nispeten az yeşil alanı olan Uşak kentinde, Belediye binası gibi örnek teşkil edebilecek bir yapının peyzaj ve yeşil alan kurma stratejileri ile şekillendirebilmek ve bunu görünür kılmak önemli bir adım olduğunu düşünüyoruz. Ayrıca Belediye gibi kenti yöneten bir kurumun şeffaflık, demokratiklik ve çoğulculuk gibi kavramların bir mimari dil ile temsil edilebiliyor olabilmesini değerli görüyoruz.

Tasarımın hedefleri şunlardır;

-Üst ölçekte kent dinamiklerine paralel bağlantılar kurabilmek

-Ticaret aksı olarak çalışan İsmet Psşs Cad. ve tarihi kent merkezi ile bir rekreasyon koridoru olarak dere yardımıyla bağlantı kurmak

-Kentsel dönüşüm alanını dere ve peyzaj ile dönüştürmek

-Belediye alanını büyük ölçekte, dere ve peyzaja eklemlenmiş güçlü bir kamusal alan olarak kurgulamak

-Kentte nispeten az olan yeşil alan seviyesini belediye binası ile görünür bir şekilde arttırırken,yeşil doku ile yapıyı iç içe çözümlemek.

-‘Peyzajdan yapıya, yapıdan peyzaja’ ilkesiyle temel kararı yapı yapmaktan çok peyzaj yapmak olan bir tasarım üretmek

– İnsan ölçeğinden, park ölçeğinden,  kent ölçeğine, sokak ve cadde ölçeğine geçebilecek alternatif , çoğulcu bir mimarlık dili kurabilmek.

 

TUĞCU OTEL

 

Proje Yeri: BURSA

Proje Tipi: Otel

İşveren: Tahsin Tuğcu

Proje Tarihi: 2013

İnşaat Alanı: 24.406m ²

Ekip: Ömer Selçuk Baz,

Lebriz Atan,

Ece Özdür,

Şehri Kaygısız,

Cihan Poçan

 

KAGÜ KAMPÜS TASARIMI

Proje Yeri: Kayseri

Proje Tipi: Eğitim Yapısı

İşveren: Kayseri Abdullah Gül Üniversitesi

Proje Tarihi: 2011

İnşaat Alanı: 344.000m ²

Ekip: Ömer Selçuk Baz,

Murat Parlak,

Okan Bal,

Ozan Elter,

Ece Özdür,

Melek Kılınç,

Cenk Yoldaş,

Sezi Zaman,

Cihan Poçan,

Viladimir Kalmik

Proje Hakkında:

Kampüs alanı kent merkezine araçla 15 dakika mesafede Kayseri-Malatya karayolu üzerinde yer almaktadır. Kampüs için ayrılan arazi yaklaşık 3,5 milyon m2 dir ve üzerinde herhangi bir yerleşim ya da kayda değer bitki örtüsü bulunmamaktadır.

Bu anlamda tasarımın çözmesi beklenen en büyük problem, bu tanımsız ve eğimli boşluğa nasıl bir tanım getirileceğiyle ilgilidir.

Boşluğun tanımlanması, coğrafi ve doğal verilerden başka, bağlam dışı güçlü referanslar gerektirir.

Çevre belirleyicilerin ve referansların böylesine zayıf olduğu bir proje alanında tasarımın ilk ve en temel kararı  mümkün olduğunca kompakt bir şema içinde yapıların bir arada tanımlar geliştirdiği bir düzeneği kurabilmektir.

Böylece kampüs içindeki yaya ulaşım mesafesinin minimumda tutulması, araç ulaşımının sınırlı ve en az mesafede  çözülmesi, yeterli yoğunluk ile birlikte güçlü mekansal tanımlar geliştirilmesi ve boşlukta sıkıştırılmış bir yerleşke ile boşluğa güçlü bir tanım getirilmesi olanaklı hale gelmektedir.

Birbirine yaklaştırılmış yapılardan oluşan kompakt bir kampus ile üretilecek ara ve ana mekanların kalitesi, tarihi geçmişimizde kısmen kentsel, kısmen kırsal karakterlerde rastladığımız gibi daha üst düzeyde olabilecektir.

Sıfırdan üretilen bir kampüste yaşayan  mekanların oluşma olasılığını arttıracak mimari ve kentsel hamleler çok kritiktir. Tasarımda bu yaşayan ve yaşatılan mekanların oluşma olasılığını en üst düzeye taşıyacak birbirine sokulma sıklaşma prensibi benimsenmiştir.

Bu aslında bir arada olma, bir sofrada bazen aynı tepsiden yemek yeme gibi ritüelleri olan bir topluluk için son derece doğaldır. Tasarım, özünde bu çok doğal insan ilişkilerindeki ve tarihi referanslardaki kent karakterinde rastladığımız ilişkiyi kampus tasarımı ile master plan ölçeğine taşımayı hedeflemektedir.

 

İZMİR KALKINMA AJANSI (İZKA) HİZMET BİNASI MİMARİ PROJE YARIŞMASI

 

Proje Yeri: İzmir

Proje Tipi: Hizmet Binası

İşveren: İzmir Kalkınma Ajansı(İZKA)

Proje Tarihi: 2013

İnşaat Alanı: 8.268m²

Ekip: Ömer Selçuk Baz,

Tamer Aksu,

İpek Palalı,

Ece Özdür,

Lebriz Atan,

Tuggen Kukul,

Ege Battal,

Cihan Poçan

Danışmanlar: Okan Bal

Statik Projesi: Aycan Balaban

Mekanik Projes: Mehmet Yılmaz

Elektrik Projesi: Kürşat Nazlı

Proje Hakkında:

İZMİR

Güven Turan’ın İzmir’i gibi, şehirlerin yaşanan, yaşandıkça anlamlı olan, sokakları, kuytuları, çıkmazları, meydanları parkları var… Bu tasarım da o yerlerden başka birini kurma düşüncesiyle şekillendirildi…

İzmir Ege bölgesinin merkezinde, kendine has deniz, körfez ilişkisi ile çok özel bir şehir.. Özel olma durumu sadece  hava, deniz ve kara ulaşım ağının güçlü olması erişilebilirlik üzerinden açıklanamaz. Elbette ulaşılabilir olma, iklimin uygunluğu, çok güçlü tarihi referanslar, ticaret hayatının gelişmiş oluşu, sanayi alanlarına erişim, tatil beldelerinin içende olma bir kent için bulunmaz fırsatlar…
Ama yinede İzmir için söylenebilecek, birçok rasyonel çerçeveden süzüp bu metne aktarabileceğimiz pozisyonlardan, okumalardan bağımsız bir değer, değerler dizisi var…

Her mimari raporda olacağı gibi içinde bulunduğu Şehri zoraki övmenin, ötesinde İzmir’in kolay kolay açıklanamayacak, zihinlerde dolaşan bir ‘YER’ olma gücü var. Bu güç, pek az Türk kentinde rastlayabileceğiniz, bütün bir kent algısıyla ilişkili olabilir mi?
Bu görece bütün algının oluşmasında, denizle kurulan ilişki, sahil hatlarının nispeten sürekliliği, ve sahil şeridine paralel sokaklara hızlıca sirayet edebilen kentsel doku ve kent yaşantısı önemli rol oynar.
Bahsi geçen bu kentsel ağ farklı gerilimlerde, farklı örüntülerle İzmir’in değişik bölgelerinde karşımıza çıkar ve kenti örgütler.
Yarışma için tanımlanan arazi de bu örüntülerden bir tanesinin içinde yer alır…

Yakın çevre kent dokusu (Konak)

Bu bölge kendi içinde boşlukları, meydanları, parkları ile birlikte yoğun bir ‘Bitişik Nizam’yapılaşma ağının sürdürüldüğü bir çeşit sıkılaşmış kentsel dokusunu da  tarif ediyor.

Kültür Parkı ve Cumhuriyet meydanı ile birlikte sahil boyunca süren doğrudan deniz ilişkili lineer hat, ve bu örgütlenmeyi birbirine bağlayan bulvar, cadde ve sokaklar bitişik nizam yapılaşmanın sürekli yapı hatları ile birlikte güçlü bir kentsel örüntü kuruyor.

Yer bağlam-Yapı Kurma

 Yukarıda tanımlanan Kentsel, Sosyal ve Program bağlamında bir yapı üretmek, kurmak ve bu yapının yer ile tek defalık bir ilişki kurmasını sağlamak tasarımın hedefi..

Sıkışmış, sıkılaşmış doku içerisinde sahil hattının hemen arkasında yer alan, güçlü bir ana yola ( Cumhuriyet) cepheli, Bitişik nizam yapılaşmış doku içinde derin parsel kurgusu içinde 2 paralel caddeyi derinlemesine bağlayan, Güney cephesinde mevcut 2 yapının bitişik nizam yangın duvarlarına yaslanmış, kuzey cephesinde bir kule ofis, bir katlı otopark ile  daracık bir sokağa cephe alan kendine münhasır bir arazi..

Tüm bu verilere bağlanan, bu veriler üzerinden, program yapı, çevre ilişkisini kuran bir tasarım üretmek…

 Mekansal organizasyon-Yer kurma

Yapı, güneyde bitişik nizam mevcut 2 yapıya yaslanan, var olan duvarların-arazi kontürünün şeklini alan ve doğu-batı hattında uzanan lineer bir servis bölgesi (Çekirdek) istifi-sıkıştırması üzerinden şekillenir.

Çekirdeğin duvara yaslanıp sıkıştırılması  ile birlikte; kuzey yönünde tüm kamusal işlevlerin, ofis gruplarının, ortak alanların yerleşebileceği bir boşluk imkanı doğar. Bu boşluk ıslak hacimlerden, yangın merdiveni ve dolaşım merdivenlerden, asansör ve şaftlardan teknik odalardan arındırılmış saf kullanım alanı olarak değerlendirilir.

‘Çizgisel çekirdek’  ve işlev gruplarının kurgulanacağı blok arasındaki ulaşım temel olarak köprü ve koridorlarla sağlanır. Bu kopma ilişkisi ile birlikte  yapı kendi içinde 2 ye ayrılmış olur. Bu yarılma bir tarafta sert, kaba, ağır, karanlık, arka kısımda yapılara yaslanan çekirdeği kurarken, diğer tarafta hafif, ince, şefaf, aydınlık ve bağımsız duran ofis-kamusal işlevler bloğunu kurar. Bu kontrast durum, aralık hali, sıkışma durumu, kent içinde bitişik nizam olarak süren yapılaşmanın yapı içinde devam ettirildiği bir kurguyu tanımlar.

Yine aralık durumu kent zeminin sürekliliğini hedefleyen, yapının temel giriş çıkışlarını sağlayan ‘İç Sokağı’ tanımlar. İç  Sokak hem sıkı güvenlik önlemleri olmaksızın geçip gidebileceğiniz, sergi ve etkinliklere katılabileceğiniz bir doğrultudur, hem de kütüphaneye, çok amaçlı salona, eğitim sınıflarına, kamusal çok amaçlı salona, girişimcilik ofislerine ulaşabileceğiniz bir sirkülasyon alanıdır. Bu çerçevede iç sokak  çok katmanlı sıkıştırılmış, kent zemini ile alternatif ilişkiler kuran, çekirdek ve farklı kotları birbirine kaynaştıran bir bağlaç gibi çalışır.

Proje Adı: Armağan Köyünde Özcan Evi

Proje Yeri: Türkiye/ Erzincan

Tasarım Ekibi: Ömer Selçuk Baz, Rahmi Uysalkan

Yardımcı Mimarlar: Ozan Elter, Ece Özdür, Melek Kılınç,

Mimarlık Ofis(ler)i: Yalın Mimarlık

İşveren: Özcan Ailesi

Proje Tarihi: 2011

Arsa Alanı (m2): 280

Toplam İnşaat Alanı (m2): 220

Danışman:

Statik Projesi:

Elektrik Projesi:

Mekanik Projesi:

Tesisat Projesi:

Peyzaj Projesi:

Proje Tipi: Eğitim Yapısı

Yapım Türü: Betonarme-Yığma Taş

Projenin Aldığı Ödüller:

Erzincan’ın armağan köyünde bir taş ev… Mevcut babadan kalma taş ev yıkılmak üzereyken yapılması icab eden bir ev. ‘yer’ burada 30 haneli sarp dağların arasında bir köy… Yeniden taştan bu köyden bir yapı inşa etmek, ama köydeki evler gibi değil tam. Bu müthiş köy yerinde yeniden bir ‘yer’ yapmak bu tasarımın içinden çıkması gereken sorun…

Önünde bir avlu Eğime oturan komkapt kırma çatılı taş bir ev bu. Köyden ama tam değil…

GAZİPAŞA BELEDİYESİ CEBELİ TEPESİ’NDE SİMGESEL YAPI MİMARİ PROJE YARIŞMASI 1.ÖDÜLÜ

ANTALYA – 2010

Proje Yeri: Antalya -Gazipaşa

Proje Tipi: Karma

İşveren: Gazipaşa Belediyesi

Proje Tarihi: 2009-2011

İnşaat Bitiş Tarihi:

İnşaat Alanı: 6400 m ²

Ekip: Ömer Selçuk Baz,

Cemal Omak,

Ece Özdur,

Melek Kılınç,

Ozan Elter

Danışman: Mea Akustik

Statik Projesi: Fonksiyon mühendislik

Elektrik Projesi: Öneren Proje

Mekanik Projesi: Öcen Mühendislik

Proje Hakkında;

Cebeli tepesinde kolay algılanabilir akıllarda kalabilecek  bir tasarımla hem simgesel hem işlevsel özellikleri olan yapısal ve peyzaj düzenlemeleri ön görülmüştür. Tasarımda ana amaç,  simgesel bir yol seçmekten çok işlevsel ihtiyaçların plastik özellikleri ile güçlü akılda kalıcı objelerle tanımlanması olmuştur. Ana tasarım prensibi ana yol ve kent merkezinden, Kent girişinden ve çıkışından kolaylıkla algılanabilecek kentin simgesi olabilecek, bir düzenleme yapabilmektir. Öneri tasarım sonucunda  Gazipaşa konumu ve yapısı itibariyle transit geçilip gidilen bir kent olmaktan,  duraklanan merak edilen akıllarda kalabilecek  bir konuma taşınabilir.

Bu çerçevede mevcut yol güzergahlarından ve ulaşım ağından türeyen ve tepeye rahat tırmanılabilecek patika güzergahları önerilmiştir.

Aslında yarışma sahası  yoğunluklu olarak tepenin doğu yamaçlarını kapsamaktadır.  Bu verili durum şöyle bir senaryoya imkan vermektedir. Kent girişinden yada herhangi bir noktasından algılanan yapı düzenlemesi ilgi çekicidir. İnsanları kendine tepeye doğru çeker. Yaklaşama tepeye ulaşma esnasında objeler farklı açılardan farklı dinamik etkiler yaratırlar. Son  olarak tepeye varılır. Objeler tarafında yarı tanımlanmış zirvede bir deniz, kent ve uçsuz bucaksız dramatik bir doğa ve sera manzarası vardır.

Tasarım yarışma programında yer alan Restorant ve çok amaçlı salona ek olarak açık bir seyir kulesi ve yine açık bir çok amaçlı sergi mekanını ihtiva eder.

Özetle 4 mimari obje’nin tepeye entegre edilmesiyle simgesel bir mimari kompozisyona ulaşılmaya çalışılmıştır.

Bu 4 obje bizim tepeyi tepe olarak algılamamızı sağlarken, objelerin kendilerini de hem tek tek hem bir kompozisyon nezdinde devamen algılamamızı sağlar. Objelerin her birinde doğadan çıkmış ve insan tarafından dönüştürülmüş 4 farklı malzeme kullanılmıştır. Bu malzeme ve farklı yapı plastikleri vasıtasıyla, hem bu ojelerin ayrı oldukları hem de aynı amaca hizmet eden bir tasarımın parçası oldukları ifade edilmeye çalışılmıştır.

MEB AKSARAY EĞİTİM KAPMÜSÜ

Proje Yeri: Aksaray

Proje Tipi: Eğitim Kampüsü

İşveren: Milli Eğitim Bakalığı

Proje Tarihi: 2013

İnşaat Alanı: 59.221m²

Ekip: Ömer Selçuk Baz,

Tuğgen Kukul,

Ece Özdür,

Lebriz Atan,

Ege Battal,

Tamer Aksu,

İpek Palalı,

Cihan Poçan

Danışmanlar: Okan Bal

Statik Projesi: Aycan Balaban

Mekanik Projesi: Mehmet Yılmaz

Elektrik Projesi: Kürşat Nazlı

Proje Hakkında:

YERELLİK,YERİN GÜCÜ ve ANONİMİTE

Mimarlık için çok çözülememiş bir mevzudur kendiliğinden olma hali, ANONİMİTE.

Bu hal insanların, aslında hayatın kendi akışı içinde olan gelişmelerle,  ortak bir akıl ile idare edilmeyen kurguları tarif eder.

Ne üst ölçekli bir plan vardır nede yazılı kurallar. İnsanlar birbirlerini ve yerin koşullarını gözeterek üretirler.

Bu anonim yerleşimlerin, insanlara kendilerini iyi hissettiren, kendilerine ait ölçek ve nişler kurgulatan sihirli bir gücü vardır.

Örneklerde Aksaray ve yakın çevresindeki köy yerleşimleri incelenmiştir.

TİP YERLEŞİMLER,

ANONİM YERLEŞİMLER

 Bahsedilen anonim yerleşimler  ile tip proje olarak nitelendirebileceğimiz yer ile bağ kurmayan tipolojiler arasında kendi ölçeğini ve mekanını kurabilecek bir eğitim yapısı kurgusu üretilebilir mi?

Bu arada kalacak yeni tip hem yerel, anonim yerleşim formlarının ölçek hassasiyetine hem de tip projelerin pervasız  ama standartları sağlayan eğitim yapısı kurgusunun olumlu yönlerini sentezleyebilir mi?

Bu çerçeveden çıkacak sonuç YEREL-EVRENSEL bir melez tipolojiyi türetebilir mi?

YERELLİK–COĞRAFYA-DOKU

 Konya – Aksaray bölgesi kendine özgü topografyası, coğrafi karakteri olan bir yer… Uçsuz bucaksız bir ova, yükseltiler, ufukta tepeler, çok uzakta dağlar… yıkık dökük taş evler, kayalıklar, yanık kavruk çölsü bir peyzaj.. Bu peyzajın içinde kıvrılarak uzaklarda bir köye varan yol..  Yolun daldığı köyün dokusu, taşı duvarı peyzajı her şeyi, yerden, dağdan, kayadan, topraktan temin edilmiş… yol üzerinde devam eden tek tek silolar fabrikalar ve hatta küçük kasabalar… kimi tamamen terk edilmiş taştan köyler.. Uzanıp giden ovanın bir yerinde kurumuş bir kuyu etrafında sıcaktan yanıp sararmış bitki örtüsü, çalı, diken.. dağın etrafında dolanan sülfür nehri…

Bölge belki bilinen ve kabul görmüş estetik değerler üzerinden değil , ama bütün bu değiştirilemez dramatik ve hatta nerdeyse şiirsel peyzajı, ve dokusu ile İç Anadolu’nun eşsiz bir ‘YER’i.

Bir YER olabilmek hele böyle bir ölçekte neredeyse imkansız, belki çok sevmediğimiz ve kendimizi her daim uzak hissedeceğimiz bu doku, bölgenin değiştirilemeyecek ve aslında bizce muhteşem ve şiirsel gerçeği…

Tasarım aslında tam bu yer olma durumunu, yorumlayarak bu yerin içinde başka bir yer kurma düşüncesi ile türetiliyor. Uçsuz bucaksız bir ovada mekanın sınırlarının dağlar tepeler, yollar ve köylerin koyduğu, Aksaray’ın koyduğu bir boşlukta kendi mekanını kurabilmek..

MİMARİ TASARIM PRENSİPLERİ,

TASARIM İLKELERİ

 Tasarım bu yer kurma , coğrafya, doku ve muhtemelen bu raporda ifade edilmesi mümkün olmayan bir hissiyat üzerine kurgulandı.

Bahsedilen çokluk sorunu, okul ve öğrenci ilişkisinin dönüştürülmesi, bükülmesi mekan üzerinden ne kadar gerçekleşebilir sorusu çetin bir soru…

Bu düşünce doğrultusunda çevresindeki peyzajın dokunun ve tasarımın devamı olduğu bir örüntü tasarlandı. Topografyanın dönüştürülmesi sonucunda  kısmen kendi içine dönük çevresi ile kısıtlı ama tutarlı bir ilişki kuran kendi alt mekan kurgularını oluşturabilecek bir sistem tasarlandı. Bu sistem merkez demekte zorlanacağımız merkezleri, alt boşlukları koridorları hatta dehlizleri olan bir sistemi tarif ediyor.

Kampüs üç temel parçadan oluşuyor… İki yan kanatta yurtlar, sosyal alanlar ve dışarıdan kullanılabilecek çok amaçlı salon, kapalı spor salonu, ve yüzme havuzları yer alıyor. Merkezde ise eğitim birimleri ile tanımlanmış derinliği, alt kurguları olan bir doku yer alıyor. Bu doku özünde kendiliğinden zaman içinde kurulmuş bir köy gibi kendine özgü ölçekler kurabilen nispeten silik mekan hiyerarşileri kurabiliyor. Elbette hiç şüphesiz tasarlanan doku kendiliğinden oluşmuş bir doku değil böyle bir dokuyu simüle etmesi de neredeyse imkansız. Tasarım ile birlikte önerilen durum köy gibi bir dokudan öğrenilerek, yaşanmış bir mekan ilişkisinin başka bir ölçekte ve amaç için dönüşebilme potansiyeli…

Bu çerçevede projeyi tanımlarken her ne kadar klişe gibi görünse de ‘Okulda ki Köy’ tabiri uygun olabilir..

Eğimli çatıların kıstırdığı, kapattığı iç mekan, yazın sıcak etkisinden korunmaya çok müsaitken kışın korunaklı alanlar oluşturma potansiyeli var.

Ana boşluklar ve onları alt boşlukları ile örülen mekan ayrıca eğitim yapılarının içine sızarak kapalı alanlarda da varlığını sürdürmeye devam ediyor. Ana eğitim yapılarının genellikle kendi iç atriumları ve merdiven çekirdek grupları mevcut. Ana eğitim bloklarının tamamı +4.00 kotunda bir üst köprü hattı ile bağlanıyor. Bu bağlantı ile birlikte kışın zorlu koşullarında yada yazın bunaltıcı sıcağında dış ortamla da kısmen ilişki kurarak kampüsün farklı noktalarına ulaşabilmek mümkün olabilir.

Kabuğun topografya ile buluştuğu hatlarda  , laboratuar, çok amaçlı salonlar, resim, müzik işlikleri çözümlendi… Bu alanların önlerindeki sokak ile ilişkileri  peyzaj ve duvar ve kot ilişkileri ile kısıtlandı…

İZMİR BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ OPERA BİNASI MİMARİ PROJE YARIŞMASI                                                                                                                                                             

 Proje Yeri: İzmir

Proje Tipi: Opera Binası

İşveren: İzmir Büyükşehir Belediyesi

Proje Tarihi: 2010

İnşaat Alanı: 13.000m ²

Ekip: Ömer Selçuk Baz,

E. Didem Durakbaşa,

Ege Battal,

Cihan Poçan,

Sezi Zaman,

Çiçek Ş. Tezer,

Melek Kılınç

Proje Hakkında:

Kent ölçeğinde:

İzmir körfezi  deniz ile kurduğu ilişki ve kentsel dokusu ile kendine has karakteristiği olan bir kenttir. Deniz ile kurduğu az rastlanır ilişki, İzmir Körfez’inin geometrisinden de kaynaklanır.  Bu geometri kentin farklı noktalarının karşı kıyıdan algılanmasını sağlar. Bu karşıda olma durumu  İstanbul gibi İzmir için de kent yaşantısına başka bir açı kazandırır.

Karşıda diğer tarafta olma durumunun algıya etkisi, kent hayatının şekillendirmesi, kısmen etkilemesi bu kent kurgusunu eşsiz yapar.

Kentlerin dinamikleri, onları etkileyen ve yönlendiren parametreler birkaç cümle ile açıklanıp çözümlenebilecek kadar tek boyutlu değildir. Çoğu zaman aynı soru için birden çok doğru yanıt vardır. Kent dinamikleri kolay anlaşılır algılanır olmaktan uzaktır. İzmir ve hatta Karşıyaka için bu kentsel okumayı yapabilmek aynı derecede zor ve çok katmanlı bir yapıya sahiptir bir iştir.

Bu karmaşık yapı bahsi geçen körfez geometrisi ve Karşıyaka kent merkezinin kuzey ve batı yönlerindeki gelişme isteğiyle birlikte kısmen de olsa takip edilebilir lineer bir yapılaşmaya işaret etmektedir.

Bu kentsel gelişim strüktürü mimari projede de aktarıldığı üzere tasarımın tutunduğu temel noktalardan biridir. Yarışmaya açılmış bölge Karşıyaka mavi şehir sınırında ‘Kentsel Eşik’ olarak tarif ettiğimiz bir bölgede yer almaktadır. Kent dokusu Karşıyaka merkezden Kuzey- Kuzeybatı yönüne doğru takip edildiğinde bu eşik olma durumu daha kolay algılanır. Merkezde bitişik nizam 4-5 katlı yapılar giderek yükselerek 20 katlı seyrelmiş ve zeminle ilişkisi kopmuş bloklara doğru evrim göstermiştir.

Tasarım tam bu konuma bu eşik olma durumunu keskinleştiren bir tavırla yaklaşır. Temel geometrisini ve oluşum prensiplerini üst ölçekte bir anda çok kolay izlenemeyecek, ancak kentin içine işlemiş olan bu seyrelme çözülme prensibine dayandırır.

Temel düşünce:

Mimari prensipler birçok yapı türü için farklı şekillerde oluşturulabilir. Örneğin şeffaf yapılar, daha demokratik yapılar, doğa dostu yapılar ve anıtsal yapılar. Örnekleri çoğaltmak mümkündür.  Tanımlamaları yaparken çoğu zaman içi çoktan boşaltılmış kavramlar dünyasında kaybolmak an meselesidir. Belki de bir yapı yaparken ilk soru ‘nasıl bir yapı?’ olmalıdır. Aslında mimarların üzerinde konuştukları en karmaşık kavramlar dahi ilk bakışta bir kullanıcının, sade bir vatandaşın bir yapıya bakarken düşündüklerinden, onu kullanan birinin hissettiklerinden daha önemli değildir.

Opera ve Bale işlevi ve sahne sanatlarındaki pozisyonu itibarı ile halk arasında biraz ‘ağır sanat’ olarak bakılan birazda mesafeli durulan bir sanat dalıdır. Bu noktada ‘nasıl bir yapı?’  sorusunun ilk cevabı bizim için önyargıya karşı ‘samimi bir yap olmalıdır’ oluyor. Samimiyeti insanlara yakın olabilmesi onu seven yada sevmeyen yada içerisinde ne olup bittiği ile belki ömrü boyunca ilgilenmeyecek birisinin dahi ilgisini çekebilecek nitelikte olabilmeli.  Kullanıcıları sadece izleyiciler seyirciler, sanatçılar yöneticiler olmamalıdır. Bu bağlamda yapının yaşayabilmesi için mümkün olduğunda geniş bir kullanıcı yelpazesine hitap etmesi, çeşitli sosyal sınıfların ilgisini çekebilmesi gerekmektedir.

Opera yapısı sadece Türkiye de değil dünyada da yeni örneklerine az rastlanır bir yapı türüdür. Çok ender yapılan bu yapı türü bir çok örneğinden de anlaşılacağı üzere kenti simgeleyebilecek kadar ikon olmaya aday bir işlevdir. Bu bağlamda ‘Bir Opera binası yapma’ olgusu sadece bina yapmaktan farklı olmalıdır. Yeni bir düşünceyi, yaklaşımı ve temsiliyeti beraberinde getirebilmelidir.  Tasarımda bu ikon olma durumu üzerine söylenen söz, yapıyı kuran temel prensiplerin kendiliğinden akılda kalıcı olması üzerinden geliştirilmiştir.

Mimarlık ve Hayat:

Tasarım bu çerçevede bahsedilen “Kentsel eşik” olgusunu, kentlinin farklı çerçevelerde yapıyı ve çevresini kullanabilmesini sağlamayı hedefler.

Batı cephesinde yer alan yüksek katlı yapı hattı servis duvarı olarak şekillendirilerek atölye otopark ve servis girişleri bu hat üzerinden gerçekleştirilir.  Tasarımın ana fikri bu servis hattı ile 2038 numaralı sokak arasında oluşacak yeşil bir kabuktan ibarettir. Servis hattı ve kabuk denize doğru yükselerek 2040 sokak cephesinde ana girişleri oluştururlar.  Bu basit prensip yapının temel geometrisini oluşturduğu gibi işlevini temelde biçimlenişini de belirler.

Servis cephesi Kuzey-Batı hattı boyunca devam eder. Servis cephesinden malzeme gelişi ve otopark girişi sağlanır. Yapının Kuzey-Doğu cephesinde yer alan otoparklar sanatçı ve personel için ayrılmıştır.

Yapı yeşil kabuk olarak tarif ettiğimiz geometrisi ile denize doğru asimetrik yükselirken bir yandan da Karşıyaka kent merkezi yönünde (2038 sokak) geniş bir yeşil etek oluşturur. Yükselerek denize doğru genişleyen trapez form yapının sürekli değişen perspektifleri olmasını sağlar.  Bu yükselme sonucunda Deniz cephesinde  (2040 sokak) üçgen  biçimli  geniş şeffaf yüzeyleri olan bir giriş ağzı oluşur.

Bu kurguyla birlikte yapının 2 cephesinden yeşil kabuğa ulaşılabilirken 1 cephesi servis amaçlı deniz cephesi ise tamamen seyirci girişlerine ön cephe olarak ayrılmıştır.

Tasarım bu yaklaşımıyla yapılaştığı alanın tamamını yeşil ve rekreasyon alanı olarak kamusal alana terk eder. Bu tutum bir yapı yapmanın yanında bu yapının oturduğu alanın en azından bir bölümünün kamusal alan olarak kullanılabilmesini sağlar.  Yeşil yüzey 2038 sokak cephesinden yeşil bir tepe olarak algılanır. Ancak üzerinde yer alan yırtıklar, kütleler vasıtasıyla iç hayatı ve işleyişi ile ilgili dışarıya ipuçları verir.

Amaç yeşil bir parkın altında bir opera yapısı yapmaktır. Üzerinde çeşitli işlevlerin olduğu insanların opera ile ilişkili ya da ilişkisiz yüzeyini kullandığı sıra dışı bir park… Bu iç içe geçmiş durum günümüz koşullarında pek halk ile iç içe olduğu söylenemeyecek Opera ve Bale sahne sanatlarının halk ile bütünleşebileceği alanların oluşabilmesini sağlayacaktır.

Yapı 4 ana bölümden oluşur.

1-Salon ve Fuaye bölümü

2-Personel ve Sanatçı bölümü

3-Atölyeler

4-Yeşil Kabuk

1-Salon ve Fuaye bölümü:

Seyircinin girdiği fuaye ve salonlardan oluşan seyirci bölümüdür. Bu bölüm eğik çatının altında kendine has geometrisi ile dev bir galeri hacmini tarif eder. Bu hacim bir cephesinde cam diğer cephesinde ahşap duvar ile tanımlıdır. Ana salon bu ahşap duvara takılmış bir obje olarak algılanır. Küçük salon ise ahşap duvarın içine  gizlenmiş bir kutudur. Fuaye katları cam cepheye yaslanan birbiri üzerine kayan katlar şeklinde çözülmüştür. Çatı eğimine paralel giden dev bir merdiven tüm katlara tek kollu bir merdiven ile ulaşılabilmesini sağlar. Ana salon katına ve 3 balkon katına köprüler vasıtasıyla bu aslı fuaye katlarından girilir. Genel olarak bu büyük hacimde dekorasyon yapmak yerine geometrinin okunabilmesini sağlayacak basit malzeme skalasıyla yalın bir mekan kurgusu elde edilmiştir.

2-Personel ve Sanatçı bölümü:

Personel ve sanatçıların kullandığı 3 ana avludan ve onları bağlayan düşey sirkülasyon birimlerinden oluşur. Bu bölüm kendi içerisinde +10 kotuna kadar 2 parçaya bölünmüştür. İlk bölüm kabuk tarafından personel ve sanatçıların bir avlu açıklığından içeri girdiği bölümdür. Bu bölge lineer bir iç sokak ile şekillenir. Bu iç sokak personel ve sanatçıların ortak olarak kullandığı bir sirkülasyon hattıdır projede sanatçı sokağı olarak anılmıştır. Sanatçı sokağı +10 kotunda geniş bir sanatçı holüne bağlanmaktadır. Bu hol aynı zamanda yapıdaki tüm personelin ve sanatçıların buluşabileceği kapalı bir meydan olarak tasarlanmıştır.

Restorana +10 kotunda 3 noktadan erişilebilir. Personel ve sanatçılar iç sokağı kullanarak sanatçı holünden ulaşırlar. Ayrıca seyircilerin fuayeden ve yeşil kabuk üzerinden restorana erişimleri de mümkündür.

3-Atölyeler: Proje kapsamında atölyeler bölümü alışılmışın aksine zemin katta çözülmüştür.  Bu durum malzeme girişi çıkışını kolaylaştırmıştır. Ayrıca bu ilişki atölyelerden yan sahneye dekor hareketini aynı kottan olabilmesini mümkün kılmaktadır.

Atölye gurupları kendi içlerinde 3 e ayrılmıştır ağır atölyeler (ahşap atölyesi, metal atölyesi vs.) Kulis ile direkt ilişkili atölyeler ( terzihaneler, kostüm atölyesi vs)  ve diğer atölyeler.

4-Yeşil Kabuk: Yeşil kabuk tüm işlevlerin üzerinde yapıyı saran bir zarf gibi davranır. Yeşil kabuk hem kentlilerin izlediği, kullandığı sanatçılarla interaktif iletişim kurulabildiği bir yüzeydir.

Üzerinde seyir tarasları yürüyüş yolları kafe restoran gibi çeşitli işlevler yer alır.

Şehirlerimizin kentsel dokusu içinde yeşil alan ve parklar maalesef gitgide azalmaktadır. Sağlıklı bir kent hayatının ayrılmaz bir parçası olması gereken bu tarz alanlar projede kültürel anıtsal yapı fikri ile bir sentez oluşturmakta ve böylece toplumun her kesiminden kentlileri bir araya getirmekte, ortak bir kent ile özdeşleşme zemini hazırlamaktadır.

BÜYÜK USTA MİMAR SİNAN ANISINA  “CAMİ MİMARİSİ ÜZERİNE FİKİR YARIŞMASI”  YEŞİL CAMİ

 

Proje Yeri: Kayseri

Proje Tipi: Cami

İşveren: Kayseri Büyük Şehir Belediyesi

Proje Tarihi: 2010

İnşaat Alanı: 500 m ²

Ekip: Ömer Selçuk Baz,

E.Didem Durakbaşa

Proje Hakkında:

Cami tasarımı, başka yapı türlerinden farklı olarak, günümüzde referanslarını halen 400 ila 600 yıl öncesinden kalan kalıplaşmış bir kütüphaneden almaktadır.

Şartnamede de çok doğru bir şekilde belirtildiği üzere günümüzde özgün çok az iyi örneğinin bulunduğu bu yapı türü, halen hak ettiği yapısal zenginliğe ve çeşitliliğe ulaşamamıştır.

Cami yapıları ile ilgili oluşturulmuş kabuller, mekanın niteliğinden çok, şablonlaşmış ve ezberlenmiş yapısal elemanlarla doludur. Bu kabuller, Mimar Sinan döneminde ve öncesinde yapısal, teknolojik zorunluluklardan kaynaklanmaktayken günümüzde neden yaptığımızı bilmeden oluşturduğumuz tabulara dönüşmüştür.

Mimar Sinan’ın kendi dönemi için oldukça yenilikçi ve yeni tipoloji geliştirmeye yönelik tavrı aslında kendisini rönesanstan çok önce sessiz bir yenilikçi, kabulleri yavaşça değiştirip dönüştüren bir mimar yapar. Zaten Sinan’ın eserlerinin bu kadar kıymetli olmasındaki en önemli sebep de budur.

O tarihlerden günümüze kadar Osmanlın’ın çeşitli dönemlerine ait tipolojiler çok az değişmiştir. Hatta çoğu kez çok kötü kopyalanmış ucube yapılar ortaya çıkmıştır. Cami tasarımındaki en köklü sorun, bu bahsi edilen tarihi kopukluktur. Bir döneme kadar gelişen ve daha sonra farklı teknolojilerle tekrar edilen bir kısırdöngü.

Tasarımdaki ana amaç, günün imkanları ile mekansal olarak cami yapısının incelenmesi ve yorumlanması olmuştur. Yapısal gerekliliklerin çok değiştiği, geniş açıklıkların geçilebilmesi için artık kubbeden daha farklı çözümlerin olduğu aşikardır. Parçalı yapısal gereçlerle kurgulanmış bir yapım sistemi olan kubbeyi, yapısal gereklilik olmadığı sürece çelik ya da betonarme ile taklit etmek malzemenin ruhuna aykırı bir yaklaşımdır. Louıs Kahn’ın dediği gibi ‘Bir tuğla kemer olmak ister’. Bir tasarım, malzemenin ruhuna aykırı şekillendirilemez.

Yapı, kent içerisinde farazi bir yapısal çevrede bir yapı adasında konumlandırılmıştır.

Kompleks temel olarak 3 bölgeye ayrılır. İlk bölge avludur. Avlunun alt ve üst çeperinde cami yapısı ve servis hacimlerinin yer aldığı bölüm bulunur. Cami, kıble aksından ötürü ada geometrisine verev bir şekilde konumlanmıştır. Cami düzlemi ve ada arasında kalan bölge , bir tampon bölge olarak tasarlanmış ve kırsal bir peyzaj alanı olarak kurgulanmıştır.

Cami kütlesi çok basit bir cam kutudur. Şeffaf, dingin ve çok sade bir iç mekana sahiptir. Bu cam kutunun etrafına, hem güneş kontrolü sağlamak, hem de yeşil ile anılan , bütünleşen bir dini yapı karakteri elde edebilmek için  yeşil bir kabuk giydirilmiştir. Bu yeşil gömlek, cam ibadet mekanın  çevresini yere değmeksizin kuşatır. Bu kuşatma hissi gömleğin zemine çok yakın olması ile daha da güçlenir. Böylece yapıya girerken ölçeğin değişmesi ve algının keskinleşmesi sağlanır.

Minare bu yeşil gömleğin içerisinden  çıkan  beyaz, anıtsallaştırılmış bir çerçeve olarak tasarlanmıştır. Günümüz koşullarında minare  artık cami için bir sembol uzaktan algılanma, okunma aracıdır. Bu çerçevenin en üst noktasına Kuran’ı kerimin ilk harfi olan ‘elif ‘ harfi sembolik olarak yerleştirilmiştir.

Geniş açıklıkların geçilmesinde en hafif ve narin sistem olmasından ötürü yapım sistemi olarak çelik seçilmiştir. Düz çatı üzerinde kontollü şekilde ışık alınabilen dairesel delikler açılmış ve basık  kubbeler ile şeffaf kapama detayı çözülmüştür.

Jüri Raporu:

Kolay anlaşılabilir, net, tutarlı ölçeğe sahip mimari çözümün yanı sıra, özgün ve nitelikli kütle çözümlemesi projenin tümü adına bir mekansal kaliteyi ifade etmektedir. Ayrıca çatı örtüsünde geleneksele yapılan atıf ve minare simgesi bu kalitenin diğer yönleridir.Öte yandan varsayılan bu kentsel yerleşik mekanda ya da mekandaki boş bir yapı adasındaki konumlanma ve avlu girişlerindeki başarı, yere bağlı olmamanın da kabul edilebilir örneklerinden biridir.Işık, gölge etkisi, 3 boyuttaki başarı verilen kesitte açıklıkla izlenmektedir.Yanı sıra dış ve iç mekandaki doluluk boşluk oranlarıyla yakın çevreyle kurabileceği iletişim(geçirgenlik) çalışmanın diğer önemli yönleridir.

GAYRİMENKUL FİKİRLERİ OFİS TASARIMI                  

POLAT TOWER ZEMİN KAT ALIŞVERİŞ PASAJI 

 

Proje Yeri: İstanbul

Proje Tipi: Ofis İç Mekan

İşveren: Gayrimenkul Fik. Mülk. Dan. A.Ş

Proje Tarihi: 2010

İnşaat Alanı: 170 m2

Ekip: Ö. Selçuk BAZ,

Rahmi Uysalkan,

Ege Battal,

Çiçek Tezer

Proje Hakkında:

Tasarım basit ve yalın bir mekan düzenlemesi yapmak üzerine kurgulandı. Mimari ekibin temel hedefi dekorasyon yapmak değil, mimarinin temel prensiplerini kullanarak kolay algılanabilir arındırılmış bir iç mekan düzenlemesi yapmaktır. Bu anlamda malzeme uygulamalarında ve seçimlerinde net basit ilkeler benimsenmiştir. Mekan karakteri beyaz fon üzerine seçilmiş temel malzemelerin kompozisyonundan oluşur. Bu temel malzemeler zeminde açık gri poliüretan kaplama, mobilya ve merdivende doğal dokusu ve rengiyle Afrika cevizi ahşap kaplama, giriş bölümünde bankoda ve 1.katta masada fiber katkılı doğal dokusu ile beton, giriş bölümünde merdiveni ve banko bölgesini platform ile tanımlayan siyah seramik kaplama ve mevcut çelik taşıyıcıların ve metal elamanların antrasit renge boyanmasından oluşur.

FETHİYE BELEDİYESİ ALIŞVERİŞVE YAŞAM MERKEZİ ULUSAL MİMARİ PROJE YARIŞMASI

Proje Yeri: Fethiye

Proje Tipi: Alışveriş Merkezi

İşveren: Fethiye Belediyesi

Proje Tarihi: 2008

İnşaat Alanı: 31.800 m2

Ekip: E. Didem DURAKBAŞA,

Ö. Selçuk BAZ,

Seda Köseri, İpek SAYGILI,

Cihan POÇAN

İnşaat Mühendisi: Yasemin ÇINAR ÖZBEY

Peyzaj Mimarı: Yrd. Doç Dr. H. Candan ZÜLFİKAR

Makina Mühendisi: Ömer KÖSELİ

Elektrik Mühendisi: Hilmi ÖNEREN

Proje Hakkında:

Alışveriş ve yaşam merkezi için seçilmiş olan arazi iki ana arterin kesişim noktasındadır; Ölüdeniz Caddesi ve İnönü Bulvarı.  Arazinin kuzeyinde Fethiye Otogarı yer alır. Bu nedenlerle sözkonusu arazi stratejik açıdan büyük önem arz etmektedir. Otogarın kuzeyinde kenti doğu batı yönünde kat eden İnönü bulvarı Fethiye Merkezinde son bulması açısından önemli ulaşım yollarından biridir.

Alışveriş Merkezi işlevlerinin kurgulanmasında en önemli kriterlerden bir tanesi Fethiye’nin iklimsel koşullarıdır.  Bölgede yılın 9 ayı boyunca açık havada yaşantıya olanak veren bir iklim hakimdir. Bu nedenle alışılagelen kapalı alışveriş merkezi tipolojisi yerine, kütlelerin yerleşimi itibariyle rüzgar geçişine izin veren, doğal iklim koşullarına açık, ekolojik bir tasarım tercih edilmiştir.

Parçalara ayrılmış yapı blokları kuzey-güney doğrultusunda homojen bir yüzey olarak tanımlanmış ana düzlemin güneyinde gruplaşır. Bu organizasyon arazinin kuzey yarısında, alışveriş merkezi ile Fethiye otogarı arasında kentsel bir meydanın tanımlanmasına izin verir. Bu meydan otogarın U şeklinde biçimlenmiş yapı grubu ile kentsel bir iletişim kurar.  Meydan, alışveriş merkezinin zemin kotundaki ara sokaklar ve alışveriş merkezinin güneyinde yer alan; belediye imar planında park alanı olarak öngörülen bölge kentsel bir bütün oluşturur. Bu düzenek içerisinde alışveriş merkezi kent bütününde bir geçiş alanı olarak düşünüldüğünden kamusal bir alanı da tanımlamaktadır.

Yapı 8x8m’lik betonarme bir aks sistemi üzerine kuruludur. Bu aks düzeninin çeşitli noktalarına öbeklenen yapı grupları açık bir alışveriş merkezinin gerekliliği olan mekansal koşulları oluşturur.

 

 

VIKTOR ADLER PLATZ ÜZERİNDE ÇOK KATMANLI KONUT TASARIMI 1. ÖDÜLÜ

Proje Yeri: Viyana, Avusturya

Proje Tipi: Konut, Ofis, Kentsel Tasarım

İşveren: Avusturya Mimarlar Odası, Viyana Belediyesi

Proje Tarihi: 2007

İnşaat Alanı: 11.800 m2

Ekip: Ömer Selçuk Baz,

Yoldaş Yarar

Ödüller: Roland Rainer Preis 1. Ödül

Proje Hakkında:

Yarışmanın Konusu: Yoğunluğun ölçeği, Mahremiyetin Biçimleri,Geleceğe Yönelik  Bahçe Şehir Tasarımları

Proje Raporundan:

 Proje Viyana’nın 10. Bölgesin’de  Viktoradler Platzda yer alır. Arazi üzerinde mevcut bir pazar yerleşimi vardır. Proje bu pazar yüzeyini tekrar programlayıp oluştururken tek katmanlı kent yüzeyini pazarın içine doğru çeker. Kendi içinde bu kent yüzeyini çok katmanlı yarı açık kamusal bir alana çevirir ve yeni bir tür komşuluk ilişkilerinin oluşmasını sağlar.

Viyana block yapılaşmasıyla gridal ve kısmen radyal olarak gelişmiş bir kenttir. Block yapılaşma  (Blockrand) dışarıdan yekpare  içinde avlulaşan kurgusuyla kentin klasik karakterini oluşturur. Bu avlu hayatı dışardan gözlenemez, kentliler tarafından yaşanamaz. Proje bloğun ve beraberinde avlunun parçalanıp gözeneklileşmesiyle  hem dinamik bir iç hayatın oluşabileceğini hem de bu hayatın kentliler tarafından hissedilip yaşanabileceği savından yola çıkmıştır.

Ayrıca modüler duvar ve döşeme elemanları, oluşturulmuş strüktüre eklenerek bu kent parçasının kurgulanması büyümesi ön görülmüştür  bu kapsamda yeni alt yapı ve gider çözümlerinin tasarlanmasıyla konut ıslak hacimlerinin birbirlerinden bağımsız hareket edebilme olanağı yaratılmıştır.

 

HIMMEL ÜBER FÜNF HAUS                                

ViYANA BLOĞUNUN DÖNÜŞTÜRÜLMESİ

Proje Yeri: Viyana / Avusturya

Proje Tipi: Kentsel Tasarım

Proje Tarihi: 2005 – 2006

İnşaat Bitiş Tarihi: 2011

Arsa Alanı: 8.000m ²

İnşaat Alanı: 18.000m ²

Ekip: Walter Stelzhammer,

Ömer Selçuk Baz,

E. Didem Durakbaşa

Proje Hakkında:

Proje genel kabul görmüş sokak, cephe, avlu, dizisine uyan konut sistemini sorgulamaya yönelik bir adım olarak tasarlanmıştır. Temelde proje bir düzlem üzerinde birleştirilen 2 katlı avlulu blokların yerden kaldırılması sonucu oluşan kentsel alanın düzenlenmesi durumunu etüd eder. Ayrıca oluşan bu konut tipolojisinin potansiyelleri ve bu tip bir yapılaşmanın etaplar halinde nasıl imal edileceğide projenin çıkış noktalarıdır.

ESKİŞEHİR TEPEBAŞI BELEDİYESİ – ULUSAL TASARIM YARIŞMASI 1. MANSİYON

 

Proje Yeri: Eskişehir

İşveren: Eskişehir Belediyesi

Proje Tarihi:

İnşaat Bitiş Tarihi:

İnşaat Alanı:

Tasarım Ekibi: Ömer Selçuk Baz,

Süleyman Akkaş,

Ahmet Çorapçıoğlu

Yapım Türü: Betonarme-Çelik

Ödüller: 1. Mansiyon

Proje Hakkında:
Belediye için yarışmaya açılan alan kentsel donatıları henüz gelişmemiş bağlamını kuramamış bir bölgedir. Yapılmış olan imar planı ve koruma altındaki Cumhuriyet Dönemi yapıları olan fabrikalar dışında kentselliğe dayalı elle tutulur veriler yoktur. Bu durum ve konum göz önünde tutulursa belediye için önerilecek yapı bu tanımsız çevre içinde hakim, net kendi bağlamını üretebildiği gibi kentsel tanımlamalarda ve yönlendirmelerde bulunabilecek kararlar içermelidir.

Sert iklim koşulları ve çevre durumu göz önünde bulundurulursa, tanımlanacak açık, yar açık örtülü, kapalı mekanların hem imar planının gelişim aşamasında hemde imar gerçekleştikten sonra kendi içinde ve kent bütününde (büyük ve küçük ölçekte) yönlendirici düzenleyici niteliklere sahip olması gereklidir.

Henüz oluşmamış bu kentsel bölgede, yakın ve uzak gelecekte, ürettiği pozitif ve negatif mekanla bölgenin gelecekteki kent bazındaki karakterine, “şeffaf“ bir belediye yapısı olarak dahil olabilmeli, zamanın geçiciliğine yenik düşmeyecek bir bütünlüğe, dile sahip olabilmelidir.

Fabrikalar bölgesi ve ana ulaşımı imar planına göre kuzey batıdan sağlayan 20 m lik yol imar planının ve mevcut olanın en önemli verileridir. Yapılacak olan müdahale gelecekte bu bölgenin ana yol ve güney doğudaki fabrikalar bölgesi ve meydanıyla bütünleşebilmesi, kentlilere açık, şeffaf yönetimi hissettirebilecek mekansal özelliklere sahip olmalıdır.

Kavram-Tasarım-Mekan;
Öneri; total de bir kabuk altında farklı hacimler, farklı yaşantılar kurgulayarak, bir toplanma noktası oluşturabilmektir. Bu masif kabuk yada masa araziyi ilk bakışta tek defada kavrayan kuzey batı yönündeki ana yola açılan bir çerçeve gibidir. Çerçeve ana yolu ve dogrultusundaki hareketi kendine odaklar içine doğru çeker. Obje enerjisini bu noktadan almaya başlar, oluşturulan kentsel ekran güçlü bir çekim oluştururken, kabuk altında, korunaklı bölgeler ile cadde arasında, kanat ve platform arasında yarı okunur sınırlar oluşur. Kullanıcıları mekanın derinliklerine çeker.

Betonarme iskelet olarak üretilen kabuk taşıyıcısının boşlukları, seri olarak amacına uygun prefabrik olarak hazırlanacak yapı taşlarıyla doldurularak, kabuk altındaki mekanın ihtiyacına uygun bir ışıklık sistemi üretilir. Yola dik hareket eden sistem akışı içeriye çeken bir yönlenme aracıdır da aynı zamanda. Delikler, masif ve ağır görüntüsü içindeki betonu çatıda ve cephede betondan bir tül perdeye dönüştürür. Bu leke çatıda ve cephede, kabuk altındakı fonksiyonlar için üretilmiş tek defalık bir ışık desenidir.

Açık, üstü kapalı, yarı açık koridorlaşmış (kanat altı) kapalı, kapalı içinde açık(negativ) gibi farklı mekan gerilimlerini birleştirirek, belediye yapısı gibi kamusal alanlara ihtiyacı olan, kullanıcısı halk olan bir mekanı bir deneyime keşfe dönüştürür.

Yoldan ve kanatlardan önce altındaki korunaklı alana sonradan içerde katmanlardan oluşan mekana akan sirkülasyon, bu akışın düzenine ana caddeden içeri çekilmeyi hedefleyen planlamaya uygun olarak arkaya doğru kaydırılmış lineer bir servis hacminden beslenir.

Çerçeve altındaki serbest (plan libre) planlama şekli, zemin kotundaki fonksiyonları halka acık olarak düzenlenmesi sonucunda dinamik bir yapı kazanmıştır. İç mekanda fonksiyon hacimleri (pozitiv) dışında negativ mekanlar(hacim içinde boşluk) üretilmiş kullanıcıların yapı içerisinden dış mekan ulaşabilmesi sağlanmıştır.

Çerçevenin bitişinde oluşan koridor, arazinin güney dogu sınırı boyunca uzanan lineer servis cizgiyle beraber fabrikalar bölgesi, park ve meydandan gelecek yaya akışlarını içine alabilecek bir kanada dönüşür. İki yandaki kanatlar yapı önündeki korunaklı giriş hacmine bir hazırlık oldugu kadar, farklı yönlere giden yayalar içinde belediyenin günlük hayata mekansal bir katkısıdır.

Malzeme-Teknoloji;
Mekan dengesi, iç mekan kurgusu ve tasarımın genel hatları, malzeme doku, detay ve proporsiyon harektleriyle güclendirilmiştir. Girişe uzanan ahşap zemin arkaya dogru cekilerek servis duvarının malzemesini oluşturur. Platform ve servis duvari, içeride oluşturulan kurgu için nötrleştirilmiş , hareketin gercekleştigi bir sahne değerindedir. Sahneyi tanımlayan ve geneli kavrayan brüt beton ve beton panellerle oluşturulmuş kabuk bir yandan sert ve rustik etkisiyle ahşapla beraber gerilim yaratır diger yandan üzerindeki deliklerle hafifleşip gözenekleşerek ışık dengesini kurar.

İç mekandaki kütleler kabuktan sonra kendi ikinci cam zarlarıyla yapı fiziği açısından ofis–çalışma ortamı için daha uygun koşulları olan bir mekan üretir. Çatı altındaki kapalı alan belli bir sıcaklığa kadar ısıtılırken, ofisler ses ışık ve ısı koşullarını sağlayan daha stabil bir ortamda istendiğinde görsel ilişki kesilmeden yer alırlar.

TÜPRAŞ GENEL MÜDÜRLÜK BİNASI                

ÇAĞRILI YARIŞMASI

Proje Yeri: İzmit, Kocaeli

Proje Tipi: İş Merkezi, Ofis

İşveren: Türkiye Petrol Rafineleri A.Ş

Proje Tarihi: 2007

Arsa Alanı: 15.000m2

İnşaat Alanı: 24.000m2

Ekip: Ömer Selçuk Baz,

Emine Didem Durakbaşa,

Ertuğ Uçar,

Mehmet Kütükçüoğlu

Proje Hakkında:

Koruyla kurulan ilişki, yönetim katı ve normal katların aynı kütlede bir araya gelişlerindeki denge  olmuştur.

Tüpraş Genel Müdürlük Binası ve Yemekhane bloğu için ayrılmış alanı kaplayan koruluğun sıkı örülmüş dokusu, bu iki yapı için gereken boşluğu içinde barındırır. Bu doku baskın karakterini yatay düzlemde, ızgara düzeninde dikilmiş ağaçların ritminden, dikey düzlemde ise gövdeler (boşluk) ve yaprakların (doluluk) arasındaki ikili durumdan alır.

Koruluğun güçlü karakteri binanın plan ve kesit düzlemini şekillendirmiştir. Bina, 800×800 cm akslarla oluşturulmuş 2600×5000 cm planlı bir prizmadır. 1300 m²’lik bu alan plan düzleminde koruda bırakılmış boşluğa oturur. Kesit düzleminde de referans koruluktan alınmıştır. 600 cm yüksekliğindeki zemin kat korunun devamı olarak düşünülmüş; binanın taşıyıcı kolonları korunun kurumuş çam iğnelerinden oluşan doğal dokusuna basmışlardır. Böylece koruda ilerleyen göz zemine oturmuş sert bir prizma yerine ritmik ağaç gövdelerini mimik eden dairesel kesitli kolonları ve bunların arasında beliren cam giriş lobilerini görür. Yapı yerden kaldırılmış, 4 ofis katı ağaçların yaprakları hizasına bloklanmıştır. Bu durum, çalışanlar adına bir avantaja dönüştürülmüş; her odadan kayar kapılarla çıkılabilen fransız balkonları aracılığı ile çalışma mekanı, taze hava ve doğa ile bütünleştirilmiştir.

Yönetim birimleri ise binanın en üst 2 katına yerleşir. Bina kafasını korudan çıkarır; 4 bir yanındaki manzaranın seyredilebileceği odaları ve bu odaların baktığı çatı bahçesini korudan yukarıya uzatır. Çatı bahçesi büyük deliklerle manzaraya açılır. Görür, görünür.

1300m²’lik 4 kat ve en üstteki 700m²’lik 2 yönetim katından oluşan kurgu, verilen programdaki ilişki ve alanların üst üste koyulmasıyla kendiliğinden oluşmuştur. Genel müdürlere bağlı 4 müdürlük 4 ayrı kata üstü üste yerleşmiş, en üstte de yönetim yer almıştır. Her bir katın korudaki boşluğun ve gün ışığı derinliğinin izin verdiği maksimum alana oturması, her bir müdürlüğün bölünmeden bir kata rahatça yerleştirilebilmesini; ileride organizasyon şeması ve ihtiyaç değişikliklerinde de yeni bir yerleştirme için büyük esneklik sağlamasını beraberinde getirmektedir. Projemizin bu programa katkısı,

-önerdiği sosyal ve yarı sosyal alanlar,

-plan kurgusundaki esneklik,

Zemin düzleminde, otoparktan başlayan, personel ve VIP girişlerine uğrayarak yemekhanede sonlanan kesintisiz bir yürüyüş kurgulanmıştır. Bu kesintisizlik, mekansal olarak da gerçekleştirilmiş; korunun içinde ve yapının altında olma hissiyatı birbirlerine yaklaştırılmış, geçişler bulanıklaştırılarak tek bir mekan yaratılmıştır.

Yapı kolon ve perdelerle yere basan betonarme sistemdir. Cephesi kolon gridinden türetilen ölçülerde bir prekast çerçevenin tekrarından oluşmaktadır. Bu çerçeve kendi içinde de esnek bir sistemde çeşitli malzemeler, detaylar ve ölçülerle işlenmekte, arkasına gelen mekanın ihtiyaçlarına göre değişmektedir.

Bize göre Tüpraş yeni yönetim binası, konumunun verdiği ilham ile dingin bir ruhu beklemektedir. Bu yüzden zamansız ve güçlü bir imaj öngördük. Kentin hız ve rekabetinden de kaynaklanan genel geçer tarz ve imajlara yüz vermeden, zaman geçtikçe yerine yerleşen, malzemeleri ile güzel eskiyecek bir yapı tasarladık.

BAŞAKŞEHİR KENT MERKEZİ ULUSAL KENTSEL TASARIM PROJE YARIŞMASI

 

Proje Yeri: Başakşehir, İstanbul

Proje Tipi: Kentsel Tasarım

İşveren: İstanbul Metropolitan Planlama

Proje Tarihi: 2007

İnşaat Alanı: 1660000m ²

Ekip: Ömer Selçuk Baz,

Rahmi Uysalkan,

Emine Didem Durakbaşa,

Gülay Mizan Yamanlı,

Halide Candan Zülfikar,

Cihan Poçan

Danışmanlar: Anna Detzlhofer,

Abdullah Can Zülfikar

Proje Hakkında:

Planlama alanı derin vadi ve yamaçlarla hareketli bir topografyaya sahiptir. Arazinin topografik özellikleri dikkate alındığında üç tip konut tasarlanmıştır. Eğimin yüksek olduğu düşük yoğunluk bölgelerinde az katlı sıra-teras evlere, az eğimli alanlarda ise nokta blok ve çizgisel bloklara yer verilmiştir.

Arazinin topografyası ve üst ölçekli plan kararları dikkate alınarak yeşil koridor vadileri takip ederek konut alanlarının içine alınmakta ve ana yaya omurgası ile bütünleşmektedir. Kamusal rekreasyon alanları ile entegre olan bu ana dolaşım ağı, kılcal yollar ile  konut kümelerini ve bu kümelerin içinde  yer alan yarı kamusal alanları beslemektedir. Park alanları, kafeler, su oyunları, kentsel peyzaj elemanları ile günün büyük bir bölümünde yaşaması hedeflenen bu yaya aksı güçlü bir otopark ve servis bağlantısı ile desteklenmektedir.

Gerek konut alanlarının içindeki yaya yolları gerekse ana yaya omurgası günün belirli saatlerinde ve özel durumlarda eğitim sağlık gibi fonksiyonlara hizmet vermek amacıyla ambulans, okul servisi, itfaiye aracı, çöp arabası gibi araçların girmesine izin verilecektir.

Yarışma alanı içindeki konut alanlarında ring yolları ile servis sağlanmış, yer yer açık otoparklar ve topografyanın uygun olduğu alanlarda kapalı otopark alanları tasarlanmıştır. Böylece konut bölgelerindeki araç trafiği minimuma indirilirken aynı zamanda yaya aksı, toplu taşıma durakları ve yarışma alanının güneyinde önerilen metro  istasyonu ile güçlendirilmiştir.

BLOKLAR

Yapı Blokları temel olarak 3 farklı tipte tasarlanmıştır.

Noktasal Bloklar (9-12 kat arası)

Çizgisel Bloklar (4-7 kat arası)

Teras ve Sıra Bloklar (3-4 kat arası)

Blokların temel daire planlarındaki gibi 1,5×1,5 metrelik modüllerdir. Daire modüllerinin, manzara, güneş ışığından faydalanma ve kentsel tasarım kararlarına göre yerleştirilmesinden blokların optimum boyutları çıkmaktadır.

Bloklar, daireler ile aynı modülasyondan çıktığı için taşıyıcı sistemde ve bina genel kurgusunda herhangi bir değişiklik yapmadan farklı daire yerleşim kombinasyonları ortaya çıkmaktadır. İstenirse sadece kalabalık aileler için 4+1 dairelerden oluşan bloklar yapı plastiğini bozmadan aynı binaya kurgulanabilir. Bu da tasarımı değişken sosyo-ekonomik şartlara karşı esnek ve duyarlı hale getirmektedir.

Kat sayısı için emsaldeki rakamlar tutturulmaya çalışılmıştır, fakat son katta genel olarak dubleks dairelerin üst katı olduğu için blokların çoğu normal kat adeti +1 yarım kat gibi tasarlanmıştır. Bu şekilde, aynı bloklarda en üst katta kaydırmalar yapılarak, monotonluk kurtulmuş daha hareketli bir silüet yaratılması amaçlanmıştır.

Bina içi sirkülasyonun açık koridor sistemi ile çözülmesine karar verilmiştir. Açık koridor sistemi, doğru bir izolasyon uygulaması ile asli ısıtılması gereken hacimleri küçültmekle beraber aynı zamanda bina içinde zamanla oluşacak koku ve nem problemlerinin de üstesinden gelmektedir. Açık koridor sisteminin uzun koridorlarının monotonluğunu kırmak ve daha işlevsel hale getirmek için, koridor boyunca çeşitli cepler yaratılmıştır. Bu ceplerde, özellikle güzel havalarda, bina sakinleri oturup zaman geçirebilmekte, bu mekanlardan kurulacak sosyal ilişkiler sayesinde komşuluk hissiyatı ve aidiyet duygusu artmaktadır.

Teras evler 1 emsalin altındaki yerler için düşünülmüş bir yerleşim tipidir. Yarışma alanında, bu emsale uygun alanların eğimlerinin, iyi güneş alan istikametlere ters oluşu yüzünden, çift taraflı faydalanılan sıra ev modeli benimsenmiştir. Bu sıra ev modelinde 1-3 modül arasında bir çekirdek çözülmektedir. En üst katlar diğer bloklardaki gibi yeşil çatıya ayrılmıştır

TC. BERLİN BÜYÜLELÇİLİĞİ KANÇİLARYA BİNASI ULUSLARARASI TASARIM YARIŞMASI

 

Proje Yeri: Berlin / Almanya

Proje Tipi: Konsolosluk Binası, Ofis Binası

İşveren: TC. Dışişleri Bakanlığı

Proje Tarihi: 2007

Arsa Alanı: 7.500 m ²

İnşaat Alanı: 10.000m ²

Ekip:

Ömer Selçuk Baz,

Rahmi Uysalkan,

E.Didem Durakbaşa

Proje Hakkında:

Yapılması planlanan Kançilarya binası, modern Türkiye’nin Avrupa Topluluğuna entegrasyon süreci ruhuna uygun olarak tasarlanmalı, iki ülke arasında tarih boyunca süregelen yakın kültürel, ekonomik, sosyal ve diplomatik ilişkilere katkıda bulunmalıdır.  Yabancı ülkelerde yapılması planlanan bu tür binalar derin Türk kültür ve mimarisinin evrensel yaşam modellerine yansımasının sergilenebileceği doğru fırsatlar sunmaktadır.

Binanın rasyonel plan çözümlemelerinin yanısıra cephe çeperinin karakteristiği ve geleneksel “köşk avlu kurgusu” bu tavrın tasarımımıza yansımasının ana unsurlarını oluşturur.

Yapı işlevin gerektirdiği üç ana kütleden oluşur. Bu kütlelerin yapı sınırına dayanması ile korunaklı bir iç avlu elde edilmiştir.

Zemin seviyesinden yükseltilmiş bir kaide üzerine oturan kütleler yapıyı birinci kat seviyesinden itibaren çepeçevre saran bir ağ ile bütünlük kazanır. Tüm kütleleri saran çeper, sabit ve hareketli segmentlerden oluşmaktadır.  Hareketli segmentlerin kullanıcılar tarafından açılıp kapanmasıyla cephe dinamik olarak değişebilmektedir. Kaide yapının sokak seviyesi ile kuracağı ilişkileri görsel ve işlevsel olarak düzenler.

Ana girişte tek noktadan komplekse alınan ziyaretçiler geniş bir merdiven/rampa aracılığı ile zemin kotundan tarihi kalıntıların bulunduğu birinci bodrum kotuna ulaştırılır. Bu düzlem kompleksin davet, sergi, konferans gibi sosyal faaliyet mekanlarının toplandığı, tarihi kalıntılarla iç içe yaşayan bir forum alanıdır. Bu alan ayrıca büyük baloların yapıldığı 2. katta konumlandırılmış olan balo salonuna ön giriş toplanma ve resepsiyon mekanıdır. Balo salonu, “Tiergarten” parkı ile görsel bir bağ oluşturacak şekilde binanın en üst seviyesine yerleştirilmiştir.

Kançilarya işleyişine yönelik işlevsel girişler, resmi misafir girişi ve büyükelçi girişi zemin katta kompleks ana girişinden sonra ikincil girişler olarak çözülmüştür.  Servis ve personel girişleri de ana girişten ayrı, Hildebrandstrasse’den sağlanmıştır.

Güvenlik, kompleksin tasarımında göz önünde bulundurulan öncelikli girdilerdendir. Kurgusu itibarı ile maksimum güvenlik önlemlerinin alınmasını sağlar. Kançilarya yapıların gerektirdiği üst düzeyde güvenlik önlemleri geleneksel güvenlik önlemlerinin yanısıra ileri teknoloji kullanılarak sağlanmaktadır.

Bina dünyamızın ekolojik gerçekleri göz önünde bulundurularak mümkün olduğunca kompakt şekilde çözülmüş olup, pasif bina presiplerine uygun olarak tasarlanmıştır. Bunun yanısıra arazide bulunan başta korunması tavsiye edilen “platane” ağacı olmak üzere mevcut yeşil örtü el verdiğince korunmaktadır.

Bina malzemeleri yine ekolojik endişeler göz önünde bulundurularak doğal ve geri dönüşümü mümkün olan malzemelerden seçilmiştir. Bu tavır Türk toplumunun çevre bilincini çağdaş seviyeye çıkartmayı da amaçlamaktadır.

 

ÜMRANİYE’DE 90 KONUTLU YERLEŞİM MERKEZİ

 

Proje Yeri: Ümraniye / İstanbul

Proje Tipi: Çok Katlı Konut

İşveren: Segment İnşaat

Proje Tarihi: 2006

İnşaat Bitiş Tarihi: 2008

Arsa Alanı: 5.600 m ²

İnşaat Alanı: 16.000m ²

Ekip: Ömer Selçuk Baz,

E.Didem Durakbaşa,

Berna Göl

Proje Hakkında:

Proje nispeten programına göre ufak bir arazide tasarlanması istenen 80 konutluk bir yerleşimi içerir. Programın yoğunluğu ve gerekli sosyal donatıların açık alanlara ihtiyaç duymasından ötürü yapılar mümkün olan en az oturum alanına sahip olmalı dolayısıyla çok istenmese de yapılar yükselmelidir.

Bu yükseklikle başa çıkabilmek için programdaki konutlar katlara mümkün olduğunca fazla çeşitlilik oluşturacak şekilde yerleştirilmiştir. Prizmatik yapı gövdesi bu yolla iç içeleyişin gerektirdiği hareketliliği dışa yansıtma olanağı bulabilir. Yine dışardan bakıldığında hem izleyenlerin hem kullanıcıların katlar arasındaki devinimi hissedebilmeleri için blok üzerinde çerçeve biçiminde çıkmalar bu prizmatik objeyi strüktüre edip yeniden şekillendirmeyi başarır.

Mimari açıdan sonuç, anonimleşebilen, tekrarı mümkün olmayan,  net bir prizma üzerinden türetilmiş, işlevin sonucu olan bir yapı plastiği ve yaşantıdır.

TC. MERKEZ BANKASI BURSA ŞUBESİ ve LOJMAN BİNASI ULUSAL MİMARİ PROJE YARIŞMASI

Proje Yeri: Bursa

Proje Tipi: Banka

İşveren:  TC. Merkez Bankası

Proje Tarihi: 2005 – 2006

İnşaat Bitiş Tarihi: 2011

İnşaat Alanı: 4900m ²

Ekip: Ömer Selçuk Baz,

E.Didem Durakbaşa,

Berna Göl

Danışman: Walter Stelzhammer,

Ayşenur Kurtuluş Ünal

Statik Projesi: Probi Mühendislik

Elektrik Projesi: Öneren Proje

Mekanik Projesi: Öcen Mühendislik

Proje Hakkında:

Yarışma alanı Bursada santral garajın batısında yer alan Ankara–İzmir yolu üzerindir. Lojman ve Şube binaları için düşünülen arazilerin arasından Santral garaj Fomara kesişimine bağlanan bir yaya yolu ve Osmangazi metro istasyonu bulunur.

Proje temel olarak dışardan ve içerden  okunaklı  basit mimari prensipler üzerine kurgulanmıştır. Şube yapısında yoğun güvenlik önlemleri gerektiren , karmaşık para akışlarının gerçekleştiği ve teknik bölümlerin bulunduğu alanları  net sınırları dışardan okunabilen  bir kaide altına alınmıştır. Zemin düzlemi müşteri girişinin gerçekleştiği transparan bir bölge olarak düşünülmüş. 1. ve 2. katlar yönetim ve ofis alanları olarak düzenlemiştir.

Şube Binası bütün fonksiyonları kavrayıp kuşatan sert bir kabuk gibi davranır. Bu Tavır binanın işleve göre özelleşmiş zırhını oluşturur. Tasarımda mümkün olduğunca kompakt bir yapı hedeflenmiştir. Banka işlemlerinin karmaşıklığı ve işleyiş şekli itibarı ile birbirini tetikleyen bir düzenek gibi çalışır. Döşemelerde açılan birbiri üstüne tekabül etmeyen galeri boşlukları ve cam çatılar yapı içerisinde farklı noktalarda farklı derinlikte algılar oluşturur. Yapı cidarı bu sistemi birlikte tutan homojen bir düzen üretir ve hareketli iç mekanı dışına yansıtır. Bu şekli ile yapının, üç boyutlu gridal bir düzenden boşaltmalar yapılarak elde edilen bir hacimsel düzen olduğu iddia edilebilir.

Bankanın masif kitlesi Kuzey-Güney yönünde devam eden bir platformun üzerine oturur. Bu platform Güney tarafında giriş ön meydanını oluştururken kuzey cephesinde eğimli bir güvenlik bölgesi olarak tanımlanmıştır. Aynı zamanda bu eğimli güvenlik bölgesi İzmir-Ankara yolundan binanın algısını güçlendirirken, gürültü kesici bir unsur olarakta düşünülmüştür. Yaya girişleri Güney cephesindeki şeffaf  kırmızı bir duvar yüzeyinden gerçekleşir.

İSTANBUL MODERN

Proje Yeri: Karaköy / İSTANBUL

Proje Tipi: Sergi

İşveren: İSTANBUL MODERN

Proje Tarihi: 2012

Ekip: Ömer Selçuk Baz, Lebriz Atan, Ege Battal, Ece Özdür, Şehri Kaygısız, Cihan Poçan

Mimarlık nasıl yapılırsa yapılsın, özünde bir ‘yer’ kurma düşüncesine sırtını dayar.  Bir yer kurmak, bir yer yapmak, mekan kurmaktan daha önce gelen bir kavramdır. ‘Yer’, ‘mekan’ olmadan önce , o alanı ve onun etrafına saçılmış gizli bir enerji alanının tanımladığı, sınırları biraz belirsiz, biraz da kendiliğinden oluşan bir bölgeyi tanımlar. O yüzdendir ki mekanların sınırları ve tanımları belirginken, yer tanımı herkese göre değişir…   Zihinlerde, sokak ve kaldırım bir yer değildir. Yer belirgin bir kimliği ve mutlaka mekansal olmayan bir tanımla zihinlerimizde canlandırabildiğimiz bir alanı tarif eder. Ne yer olmaksızın bir mimarlık olabilir, ne de sonucu yer olmayan bir mimarlık!

Proje Yeri: Eceabat, ÇANAKKALE
Proje Tipi: Konaklama
İşveren: Çanakkale İl Özel İdaresi
Proje Tarihi: 2013
İnşaat Alanı: 11.300m²
Ekip: Ömer Selçuk Baz, Şehri Kaygısız ,Ege Battal, Ece Özdür, Cihan Poçan
Statik Projesi: Fonksiyon Mühendislik
Mekanik Projesi: Moskay Mühendislik
Elektrik Projesi: Prodizayn Elektrik
Aydınlatma Projesi: ALD Aydınlatma
Peyzaj Projesi: Omk Mimarlık

Yapı Eceabat’ın güneyinde milli park sınırında yapılması planlanan bir konaklama tesisini içeriyor.

Yapı, programı yaklaşık 700 yatak kapasiteli ve daha çok Türkiye’nin çeşitli illerinden Çanakkale şehitliklerini ziyaret etmek için gelecek farklı yaş gruplarından genç,  çocuk ziyaretçiler için planlandı.

Programın büyüklüğü  , Eceabat ölçeği ve Milli Park, Çanakkale boğazı,deniz ilişkisi gözetilerek parçalı ve farklı fragmanlardan oluşan bir yapı oluşturma yolu benimsendi.

Alanın önünde geçmesi planlanan karayoluna mesafe koyarak büyük bir park, yeşil alan oluşturuldu. Böylece yapı önünde çözülmesi önerilen otobüs parkları yapının güney kısmında çözümlenerek 25 m genişliğinde 130 m uzunluğunda yapı boşlukları ve iç sokak ile ilişkili bir park elde edilmiş oldu.